Son bir haftadır nereye baksak, kiminle konuşsak gündemde tek bir isim var: Komedyen (!) Deniz Göktaş. Sosyal medya ikiye bölünmüş durumda; bir kesim kendisini elleri patlayana kadar alkışlayıp kahkahalara boğulurken, diğer kesim ise yaptığı mizahın sınırları aştığını savunarak büyük bir öfke kusuyor. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki, bir tarafta Göktaş’ın acilen tutuklanmasını isteyenler, diğer tarafta ise “ifade özgürlüğü” bayrağını açıp canla başla savunanlar birbirine girmiş durumda.
Açıkçası, ben bugün meselenin bu güncel ve sığ kavga kısmıyla ilgilenmiyorum. Sizi popüler gündemin dışına çıkarıp, hafızalarımızı tazelemek adına biraz geçmişe götürmek istiyorum. Çünkü bugünkü fırtınanın arkasındaki asıl trajikomik tiyatroyu görmek için düne bakmak şart.
Gelin, 2020 yılına dönelim. Deniz Göktaş’ın da yakın arkadaşı olan komedyen Emre Günsal’ı hatırlarsınız. Günsal, o dönemde sahne aldığı bir stand-up gösterisinde Atatürk hakkında mizah yaptığı gerekçesiyle, özellikle CHP kanadından gelen çok sert ve yoğun tepkilerin hedefi olmuştu. Sonuç ne mi oldu? Apar topar gözaltına alındı, tutuklanarak cezaevine gönderildi ve yargılama sonucunda 3 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı. Peki, bugün “sanat”, “mizah” ve “ifade özgürlüğü” diye dünyayı ayağa kaldıranlardan tek bir çatlak ses duyuldu mu? Hayır. Emre Günsal’ın ifade özgürlüğünü o gün kimse savunmadı.
Hafızamızı biraz daha zorlayalım ve aynı yıl yaşanan Pınar Fidan olayına bakalım. Kendisi de Alevi kökenli olan Fidan, yine 2020 yılında Alevilerle ilgili yaptığı bir mizah videosu nedeniyle hedef tahtasına oturtulmuştu. Ali Mahir Başarır, Hüseyin Edemir ve Tolga Sağ gibi CHP’li ağır toplar tarafından açıkça hedef gösterilen Fidan, gelen tepkiler üzerine tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tıpkı Günsal olayında olduğu gibi, o gün de kimse çıkıp Fidan’ın ifade özgürlüğünden, mizahın dokunulmazlığından bahsetmedi.
İşte işin asıl trajik ve düşündürücü tarafı tam olarak burada başlıyor. Dün Emre Günsal ve Pınar Fidan; Atatürk ve Aleviler hakkında mizah yaptığında onların zindanlara atılması için adeta cadı avı başlatanlarla; bugün Deniz Göktaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İslam dini hakkında mizah yaptığında “ifade özgürlüğü” savunuculuğuna soyunanlar aslında aynı kişiler!
İnanmayanlar için somut örneklerle konuşalım…
CHP’li Ali Mahir Başarır, 2020 yılında Alevilerle ilgili mizah yapan Pınar Fidan için aynen şu ifadeleri kullanmıştı:
“Bunun adı mizah olamaz! Bu utanmazlık! Bu rezillik! Videoda atılan her kahkahada bir kere daha utandım! Bunun için Alevi olmak değil, yalnızca insan olmak yeterli! Pınar Fidan gibi böylesi zavallı zihniyetlere yazıklar olsun!”
Şimdi sıkı durun. Aynı Ali Mahir Başarır, bugün İslam ve mevcut iktidar hakkında mizah yapan Deniz Göktaş için ise kürsülerden şu sözlerle adeta koruyucu kalkan oluyor:
“Gösteriyi salondaki yüzlerce kişi izledi. Kahkahalar kesilmedi, alkışlar susmadı. Gösteriden paylaşılan görüntüleri sosyal medyada milyonlar izledi. İktidar, hoşuna gitmeyen her söze sonradan gerekçe üretmek için kanunları keyfiyetle kullanıyor. Oysa hukuk özgürlüğün güvencesidir, korkunun değil.”
Bu akılalmaz tavır değişikliği sadece Sayın Başarır ile sınırlı değil elbette. CHP’ye yakınlığıyla bilinen Hüseyin Edemir de bu çifte standart zincirinin en bariz halkalarından biri. Edemir, geçmişte Pınar Fidan için adalet mekanizmasını göreve çağırarak şöyle haykırıyordu:
“Pınar Fidan, Alevilere karşı nefret suçu işlemiştir. Yargılanmalı; bu suç cezasız kalmasın.”
Peki, aynı Hüseyin Edemir’in bugün Deniz Göktaş için yazdığı övgü dolu satırlara ne demeli? Hep birlikte okuyalım:
“Deniz Göktaş, gündelik siyasete dair yaptığı esprilerin bazılarını başarılı bir şekilde Alevilik üzerinden yorumluyor. Muhteşem bir performans. Bazı yerlerde sesinin tizleşmesine takılanlar olmuştu ama bu onun doğası ve geliştirilecek bir durum olarak görmüyorum.”
Dün Pınar Fidan’ın mizahı karşısında “Bu bir nefret suçudur, cezasız kalmasın, yargılansın” diye yırtınan Hüseyin Edemir, bugün benzer sularda yüzen Deniz Göktaş’ı “Muhteşem bir performans” diyerek göklere çıkarıyor. Yani dün tutuklama talep edenler, bugün hayranlıkla alkış tutuyor. Siyaset ve medya dünyasındaki diğer aktörlerin de bunlardan pek bir farkı yok; rüzgar nereden eserse, kılıçlar ona göre kuşanılıyor.
Şimdi ben bir gazeteci, bu toplumun bir ferdi olarak açıkça ve yüksek sesle sormak istiyorum: Ucu sizin kutsallarınıza, sizin siyasi ikonlarınıza dokunduğunda aslan kesilip hapis cezaları yağdırılmasını istemek; ancak ucu muhalif olduğunuz değerlere ve inançlara dokunduğunda “özgürlükçü” kesilmek ikiyüzlülük değil de nedir?
Eğer ifade özgürlüğünü savunuyorsanız bunun turnusol kağıdı, hoşunuza gitmeyen hatta sizi öfkelendiren fikirlerin de dile getirilebilmesidir. Kendi mahallenizi korurken şahin, karşı mahalle vurulurken güvercin oluyorsanız, ortada savunulan bir özgürlük yok demektir. Ortada sadece kirli bir siyasi riyakarlık, maskeli bir çifte standart vardır. Ve ne yazık ki bu maske, bugünkü Deniz Göktaş tartışmalarıyla bir kez daha tamamen düşmüştür.

