Son günlerde yatırım fonlarıyla ilgili yaşanan gelişmeleri hepimiz takip ediyoruz. Tasfiye edilen fonlar, mağdur olan yatırımcılar, yaşanan tartışmalar…
Peki bütün bunlara biraz da kendimiz açısından bakalım.
Hepimiz daha hızlı ve daha kolay para kazanmak istiyoruz. Özellikle ekonomik şartların insanları zorladığı bir dönemde, elimizdeki paranın kısa sürede değerlenmesini hepimiz arzuluyoruz. Ama bazen bu istek, riskini tam olarak bilmediğimiz yatırımlara çok hızlı karar vermemize neden oluyor.
Fonlar da bunun bir örneği. Daha önce hayatında en düşük riskli para piyasası fonunu bile almamış bir insan, bir gün bir anda çok daha riskli bir fonu hiçbir şekilde incelemeden satın alabiliyor.
Peki neden?
Bir insan, yıllarca biriktirdiği parasını nasıl oluyor da birkaç dakikada, ne aldığını tam olarak bilmeden bir yatırım aracına yatırabiliyor?
Aslında günlük hayatımıza baktığımızda bunun tam tersini yapıyoruz. Bir elbise alırken bile belki kırk defa deneriz. Kumaşına bakarız, dikişine bakarız, fiyatını başka mağazalarla karşılaştırırız. Bir telefon alırken günlerce araştırırız. Bir araba alırken ekspertize sokarız, motoruna bakarız, geçmişini araştırırız. Ama konu bazen bütün birikimimiz olduğunda, nedense bu kadar araştırmacı davranmıyoruz.
Bizi bu kadar kolay karar vermeye iten şey ne?
Yüksek kazanç beklentisi.
Belki de asıl problem burada başlıyor.
“Bu fon çok kazandırmış.”
“Arkadaşım buradan çok para kazandı.”
“Geçen ay yüzde şu kadar yükselmiş.”
“Bunu alırsam param kısa sürede ikiye katlanabilir.”
Bu cümleleri duyduğumuz anda risk kısmını düşünmeyi bırakıp kazanca odaklanıyoruz.
Oysa çok basit bir söz vardır: Bedava peynir sadece fare kapanında olur.
Fakat biz bazen peynire o kadar odaklanıyoruz ki, kendimizi bir kapanın içinde bulabileceğimizi hiç düşünmüyoruz.
Elbette burada yatırımcının yaşadığı mağduriyeti küçümsemek doğru değil. İnsanların birikimlerini kaybetmesi veya ciddi kayıplarla karşılaşması önemli bir mesele. Ancak kendimize de şu soruyu sormamız gerekiyor:
Hata biraz da bizde değil mi?
Elbette bütün sorumluluğu yatırımcıya yükleyemeyiz. Finansal ürünleri yatırımcıya anlatan kurumların ve çalışanların da önemli sorumlulukları var. Yatırımcının aldığı ürünün ne olduğunu ve hangi riskleri taşıdığını anlayabilmesi gerekiyor. Ama yatırım yapan kişi olarak bizim de bir sorumluluğumuz var. Bir yatırım aracının sadece kazandırdığı döneme bakıp, nasıl kazandırdığını ve hangi riskleri taşıdığını araştırmadan yatırım yapmak ne kadar doğru?
Üstelik konu bütün birikimimizse…
Belki de bugün yaşananların bize verdiği en önemli ders şu:
Yüksek kazanç kadar, yüksek riskin de mümkün olduğunu unutmamak gerekiyor.
Ekonomik şartlar da insanları ister istemez daha fazla kazanç aramaya itiyor olabilir. Enflasyon yüksekken, paramızın satın alma gücünü korumak bile başlı başına bir mücadeleye dönüşüyor. İnsanlar doğal olarak daha yüksek getiri arıyor. Ama enflasyon düşmedikçe, üretmeden, çalışmadan, bir iş kurmadan ve alın teri dökmeden kısa sürede yüksek kazanç elde etme arayışımızın devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü kolay para kazanma isteği, insanlık kadar eski.
Fakat gerçek hayatta yüksek kazanç genellikle bir bedel ister:
Emek, zaman, bilgi veya risk.
Bunlardan hiçbirini ödemeden yüksek kazanç beklemek ise çoğu zaman bizi başka risklerle karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle belki de bundan sonra bir fona yatırım yapmadan önce kendimize sadece: Ne kadar kazanırım? diye değil, Ne aldığımı gerçekten biliyor muyum ve kaybetmeyi göze aldığım para ne kadar? diye sormamız gerekiyor.
Çünkü mesele sadece para kazanmak değil.
Mesele, kazanmaya çalışırken elimizdekini kaybetmemek.

