Son günlerde sosyal medya ve belirli yayın organları üzerinden, ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren iki temel konuda sistematik bir dezenformasyon kampanyası yürütüldüğüne şahit oluyorum.
Bir yanda ulusal güvenliğimizin teminatı olan “Terörsüz Türkiye Yasası” ile ilgili koparılan asılsız fırtınalar, diğer yanda devlete ait otoyol ve köprülerin işletme haklarının devri (kiralanması) üzerinden yürütülen “devlet malları satılıyor” hezeyanları…
Bu bilgi kirliliği karşısında susmak, gerçeğe yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Gelin, sığ siyasi hesaplarla üretilen bu algı operasyonlarını bir kenara bırakıp, meselenin aslına ve doğru argümanlara birlikte bakalım.
1. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE YASASI” ÜZERİNDEN ÜRETİLEN YALANLAR VE GERÇEKLER
Türkiye’nin onlarca yıldır en büyük kanayan yarası terördür. Bu yasa etrafında oluşturulan kara propaganda, yasanın içeriğinden ziyade, terörsüz bir Türkiye ihtimalinden rahatsız olanların telaşını yansıtmaktadır.
Dezenformasyon:
“Bu yasa tavizler içeriyor, anayasal düzeni veya özgürlükleri tehdit ediyor.”
Gerçek:
“Terörsüz Türkiye” vizyonu ve yasal düzenlemeleri, devletin taviz vermesi değil, tam aksine terörü kaynağında kurutma iradesinin hukuki zeminidir. Bu düzenlemeler, sivil vatandaşın özgürlüğünü kısıtlamak için değil; vatandaşın yaşam hakkını, yatırım ortamını ve huzurunu terör örgütlerinin ipoteğinden kalıcı olarak kurtarmak için tasarlanmıştır.
Temel Argüman:
Bir devletin en asli görevi vatandaşının güvenliğini sağlamaktır. Bu yasa, güvenlik güçlerimizin elini güçlendirirken, terörün finansmanını ve sivil alandaki uzantılarını felç etmeyi amaçlar. Terörün bitmesi, Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere tüm Türkiye’de yatırımların patlaması, işsizliğin azalması ve demokratik standartların korkusuzca yaşanması demektir. Özgürlük ve güvenlik birbirinin zıddı değil, tamamlayıcısıdır. Terörün olduğu yerde hiçbir özgürlükten bahsedilemez.
2. YOLLARIN VE KÖPRÜLERİN KİRALANMASI: “SATIŞ” DEĞİL, STRATEJİK FİNANSMAN YÖNETİMİ
Gelelim ekonomik dezenformasyonun merkezindeki konuya: devletin inşa ettiği yolların ve köprülerin belirli sürelerle kiralanması veya işletme hakkının devredilmesi meselesi.
Dezenformasyon:
“Devlet kendi yolunu, köprüsünü satıyor, peşkeş çekiyor, vatandaş çift dikiş para ödeyecek.”
Gerçek:
Ortada bir “satış” veya mülkiyet devri kesinlikle yoktur. Uygulanan model, tüm gelişmiş dünya ekonomilerinde kullanılan bir “İşletme Hakkı Devri” (leasing/kiralama) işlemidir. Varlıkların tapusu ve asıl mülkiyeti tartışmasız bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde kalmaya devam etmektedir.
Temel Argümanlar:
Bakım ve Onarım Maliyetinden Kurtuluş: Otoyol ve köprülerin inşası kadar, onların yıllar boyu süren ağır bakım, onarım ve işletme maliyetleri de devasa bütçeler gerektirir. Kiralama modeliyle devlet, bu milyarlarca liralık yükü kendi omuzlarından alıp yüklenici firmaya devretmektedir.
Hazineye Peşin Nakit Girişi ve Yeni Yatırımlar: İşletme hakkı devri karşılığında devlet kasasına tek seferde, yüklü miktarda bir nakit girişi sağlanır. Bu sıcak kaynak; borçlanmaya gerek kalmadan yeni hastanelerin, okulların, demiryollarının ve altyapı projelerinin finansmanında kullanılır. Yani duran bir varlık, hareketli bir yatırıma dönüştürülür.
Süre Sonunda Devlete İade: Belirlenen kira/işletme süresi bittiğinde, ilgili yol veya köprü tüm bakımları yapılmış, modernize edilmiş ve işler halde sıfır maliyetle tekrar devletin işletmesine geçer.
Verimlilik: Özel sektör mantığıyla işletilen bu tesislerde operasyonel verimlilik artar, hizmet kalitesi yükselir. Devlet ise işletmeci olmak yerine “denetleyici” asli rolüne döner.
SONUÇ: ALGILARA DEĞİL, AKLA VE VİZYONA GÜVENMEK
Bugün yapılmak istenen şey çok açıktır: Kendi ayakları üzerinde duran, güvenliğini sınır ötesinden itibaren sağlayıp içerde huzuru tesis eden ve sahip olduğu ekonomik varlıkları en rasyonel şekilde kullanarak yeni yatırımlara kaynak yaratan bir Türkiye vizyonu, dezenformasyonla boğulmak istenmektedir.
Bizler, sosyal medyanın yankı odalarında üretilen asılsız korku senaryolarına teslim olmayacağız. Meselelere ideolojik saplantılarla değil, devletin âli menfaatleri ve milletin ortak refahı penceresinden bakmaya devam edeceğiz. Çünkü gerçeklerin, er ya da geç ortaya çıkmak ve algı oyunlarını yerle bir etmek gibi güzel bir huyu vardır.

