Her yaz aynı manzarayı izliyoruz. Televizyon ekranlarında yükselen alevler, gökyüzünü kaplayan dumanlar, kaçan hayvanlar, gözyaşı döken insanlar… Ve her seferinde aynı cümle: “Ciğerlerimiz yanıyor.”
Ama artık şunu açıkça söylemek gerekiyor: Yanan sadece orman değil. Biz; ihmallerimizi, hazırlıksızlığımızı ve sorumluluktan kaçışımızı da izliyoruz.
Orman yangınları doğanın bir gerçeği olabilir. Ancak felakete dönüşmesi çoğu zaman insanın eseridir. Atılan bir izmarit, kontrolsüz yakılan bir ateş, ihmal edilen bir elektrik hattı ya da bilinçsizce yapılan bir faaliyet… Küçük bir kıvılcımın binlerce hektarı yok etmesi tesadüf değildir. Bu, zincirleme bir ihmalin sonucudur.
Nitekim geçen yıl Aydın genelinde çıkan yangınlar bunun en somut örneklerinden biri oldu. Farklı ilçelerde kısa aralıklarla başlayan yangınlar, rüzgârın da etkisiyle hızla yayıldı; yerleşim yerlerini tehdit etti, tarım alanlarına zarar verdi ve hektarlarca ormanlık alanı küle çevirdi. O günlerde sahada çalışan ekiplerin özverisi takdire şayandı; ancak yaşananlar bize bir gerçeği bir kez daha gösterdi: Müdahale gücü ne kadar önemliyse, önleyici tedbirler de en az onun kadar hayati.
Peki sadece yangın çıktığında mı sorumluyuz?
Elbette hayır. Asıl mesele yangın çıkmadan önce ne yaptığımızdır…
- Riskli bölgelerde yeterli önlem alındı mı?
- Yerel yönetimler, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlü bir koordinasyon var mı
- Gönüllüler eğitimli mi?
- Ekipmanlar yeterli mi?
- Yoksa biz yine yangın başladıktan sonra mı organize olmaya çalışıyoruz?
Unutmayalım: Afet yönetimi, kriz anında değil, kriz öncesinde başlar.
Bugün gelişmiş ülkelerde yangınla mücadele sadece söndürmekten ibaret değil. Önleyici planlama, erken uyarı sistemleri, toplum eğitimi ve güçlü lojistik altyapı bu işin temelidir. Bizde ise çoğu zaman reflekslerimiz geç devreye giriyor. Oysa doğa, hatayı affetmez.
Bir diğer acı gerçek ise toplumsal hafızamızın zayıflığıdır. Her yangında üzülür, tepki gösterir, birkaç gün konuşuruz. Sonra unuturuz. Ta ki bir sonraki yangına kadar… Bu döngüyü kırmadığımız sürece hiçbir şey değişmeyecek.
Artık şunu kabul etmeliyiz: Bu bir “kader” değil, yönetim meselesidir.
Ve bu yönetim sadece devletin değil, toplumun tamamının sorumluluğudur.
Bir fidan dikmek elbette kıymetlidir. Ama asıl değerli olan, o fidanı koruyacak bilinci inşa etmektir. Çocuklara doğa sevgisini öğretmek, bireylere sorumluluk kazandırmak, kurumlara hesap verebilirlik yüklemek… İşte gerçek çözüm burada başlıyor.
Bugün yanan ormanlarla birlikte geleceğimiz de kül oluyor.
Ama hâlâ bir şansımız var.
Eğer ders çıkarırsak… Eğer gerçekten istersek… Ve en önemlisi, sadece izlemek yerine sorumluluk alırsak…
Belki o zaman sadece alevleri değil, ihmalleri de söndürebiliriz.

