İnsanca yaşamak bizim de hakkımız: Emekliyi sefalete mahkûm eden düzen değişmeli!

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yıllarca bu ülkenin taşına toprağına emek vermiş, vergisini ödemiş, değer üretmiş bir Türk vatandaşı olarak bugün geldiğimiz noktada artık susmak, durumu kabullenmek mümkün değildir.

Ben Ahmet Hüseyin Güleryüz.
64 yaşında, ömrünün en olgun çağını memleketine hizmetle geçirmiş ve bugün Aydın’ın Nazilli ilçesinde yaşam mücadelesi veren bir emekliyim. Kendimin ve milyonlarca kader ortağımın sesi olmak için bu satırları kaleme alıyorum…

Bizler sadaka değil, yıllarca döktüğümüz alın terinin karşılığını, yani hakkımızı istiyoruz!

​Bugün Türkiye’de bir emeklinin önüne koyulan acı reçete tam anlamıyla bir insanlık sınavıdır. Şu an aldığım emekli maaşı 22 bin TL. Peki, başımızı soktuğumuz, sığındığımız bir evin Nazilli’deki aylık kirası ne kadar? Tam 18 bin TL! Matematik ortada, akıl tutulması ortada.

​Geriye kalan koskoca bir ay mutfak masrafları, elektrik, su, doğalgaz faturaları, sağlık giderleri ve bir insanın en temel ihtiyaçları için cepte kalan para sadece 4 bin TL!

​Ekonomiden sorumlu bakana, Sayın Cumhurbaşkanına, bu düzeni kuranlara soruyorum:
– Günlüğü 133 liraya denk gelen bir parayla bir insan nasıl yaşar?
– Nasıl beslenir?
– Nasıl ayakta kalır?

​Bu tablo karşısında sessiz kalmak, bu duruma “şükredin” demek artık vicdana sığmamaktadır. Emekliyi sefil, perişan ve rezil eden bu ekonomik düzen, sadece cebimizdeki parayı değil, yılların emeğiyle kazandığımız insanlık onurumuzu da gasp etmektedir. Vicdanları yaralayan açıklamalarla, emekli maaşlarının düşüklüğünü ömürlerimizin uzunluğuna ve ölümlerimizin geç olmasına bağlayan AKP Uşak Milletvekili İsmail Güneş… Adeta yaşamamızı bir suç veya yük gibi gören o zihniyetle karşılaşmak, bardağı taşıran son damla olmuştur.

Hele ki haftalık semt pazarlarında tezgahlarda kalan son ürünleri alabilmek için akşam saatlerini beklemek, 50 liralık bir ürünü 15-20 liraya düşmesini gözlemek zorunda kalmak, dahası pazar esnafının bizleri aciz görüp adeta “sadaka” gibi ürünleri hediye etmesi, onurumuzun hiçe sayıldığı bir başka kahredici gerçektir.

Bizler ömrümüzün bu döneminde huzur içinde, torunlarımıza bir çikolata alabilmenin mahcubiyetini yaşamadan, insanca yaşamak isterken; “her ay sonunu nasıl getireceğiz” kabusuyla uyanmak ve bir de bu yakışıksız imalarla ve onur kırıcı sahnelerle karşılaşmak zorunda mıyız?

​Ayrıca, emekli maaşları arasındaki uçurumu kapatmak ve tüm emeklilerin alım gücünü bir nebze olsun yükseltmek için, sadece yüzdelik zamlar yeterli değildir. Bütün emeklilere eşit olarak yansıtılacak olan seyyanen zam, bu adaletsizliği gidermenin ve emeklileri bir nebze olsun rahatlatmanın en acil yoludur.

​Bu gidişat bir kader değildir, olamaz! Emeklinin bu feryadı artık duyulmalı, kulak arkası edilmemelidir. Bu perişanlığın önüne geçebilecek acil ve köklü önlemlerin alınması bir lütuf değil, devletin vatandaşına karşı en asli görevidir.

En düşük emekli maaşı; acilen insanca yaşanabilecek, enflasyon karşısında ezilmeyecek, gerçekçi bir seviyeye ve asgari ücretin üzerine çıkarılmalıdır.

Kontrolsüzce katlanan, fahiş noktalara ulaşan ev kiraları için emekliyi ve dar gelirliyi koruyacak somut adımlar atılmalı, kira destekleri sağlanmalıdır.

​Sağlık, gıda ve enerji gibi en temel ihtiyaç maddelerinde emeklilere yönelik gerçekçi sübvansiyonlar uygulanmalıdır.

​Bizler bu ülkenin yükü değil, temeliyiz.

İnsanca yaşamak bizim de hakkımız: Emekliyi sefalete mahkûm eden düzen değişmeli!
0