Türkiye ekonomisinde son dönemin en çok duyulan cümlesi şu: “Piyasada para dönmüyor.”
Aslında vatandaşın da esnafın da sanayicinin de aynı noktada birleşmesinin temel sebebi, uygulanan sıkı para politikasıdır. Son iki yıldır ekonomi yönetimi, yüksek enflasyonu kontrol altına almak için oldukça sert bir politika uyguluyor. Faizlerin yükselmesi, krediye erişimin zorlaşması, harcamaların yavaşlaması ve tüketimin frenlenmesi bu politikanın doğal sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Buna ek olarak artan vergi yükü işletmelerin maliyetlerini yükseltirken, vatandaşın harcanabilir gelirini de azaltıyor. Bu durum piyasadaki nakit akışının daha da yavaşlamasına neden oluyor.
Çünkü enflasyonla mücadelede temel mantık şudur: “Piyasadaki fazla para çekilir, talep düşürülür, fiyat artışlarının önü kesilmeye çalışılır.”
Bugün yaşadığımız durgunluk da tam olarak bunun sonucudur. İnsanlar harcamalarını erteliyor, işletmeler yatırım konusunda daha temkinli davranıyor, kredi maliyetleri birçok sektörü zorluyor. Özellikle inşaat, otomotiv ve perakende gibi nakit akışına dayalı sektörlerde bu sıkışıklık çok daha net hissediliyor.
Ancak ekonomide önemli bir gerçek vardır; sıkı para politikaları sonsuza kadar sürmez.
Tarihsel olarak bakıldığında, enflasyonu düşürmek için uygulanan sert ekonomik programların ardından genellikle yeniden büyüme ve canlanma dönemleri gelir. Çünkü ekonomi uzun süre baskı altında tutulamaz. Bir noktadan sonra üretimin, tüketimin önü açılır ve yatırım için destek paketleri açıklanır.
Bugün Türkiye’de de piyasanın en çok merak ettiği konu şu: “Ne zaman gevşeme başlayacak?”
Eğer siyasi takvim açısından bakarsak ve olası seçim tarihini 2027 Kasım olarak düşünürsek, ekonomi tarafında önemli kırılmanın seçimden yaklaşık 1 yıl önce başlaması sürpriz olmaz. Türkiye’de geçmiş seçim dönemlerine baktığımızda, seçim öncesi ekonomik hareketlenmenin arttığını birçok kez gördük.
Kamu harcamalarının artması,
kredi imkanlarının genişlemesi,
faizlerin aşağı çekilmesi,
konut ve yatırım teşviklerinin hızlanması,
piyasaya likidite verilmesi,
gibi adımlar seçim ekonomisinin klasik işaretleri arasında yer alıyor.
İşte tam bu noktada yatırımcıların en çok sorduğu soru devreye giriyor:
“Bugün yatırım yapmak için doğru zaman mı?”
Aslında ekonomik daralma dönemleri, uzun vadeli yatırımcı için çoğu zaman fırsat dönemidir. Çünkü piyasaların en sessiz olduğu dönemler, varlıkların gerçek değerinin altında kaldığı dönemler oluyor.
ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE ÖZELLİKLE DÖRT YATIRIM ALANI DİKKAT ÇEKİYOR
Altın: Küresel belirsizlikler, merkez bankalarının rezerv politikaları ve jeopolitik riskler nedeniyle güvenli liman özelliğini koruyor. Özellikle uzun vadede enflasyona karşı korunma aracı olmaya devam ediyor.
Borsa: Sıkı para politikalarının ardından faizlerin düşmeye başlamasıyla birlikte şirket bilançolarında toparlanma beklentisi oluşabilir. Tarihsel olarak bakıldığında piyasaların en karamsar olduğu dönemler, borsa açısından uzun vadeli fırsat dönemleri olduğu görünüyor.. Piyasadaki durgunluğa rağmen borsada başlayan hareket yatırımcıların bu yönde uzun pozisyon açmaya başladığını göstermektedir.
Arsa: Türkiye’de nüfus artışı, şehirleşme ve konut ihtiyacı devam ettiği sürece özellikle doğru lokasyondaki arsalar her dönem önemini koruyor. Özellikle gelişim aksı üzerinde bulunan bölgeler uzun vadede ciddi prim potansiyeli taşıyor.
Konut: Bugün yüksek faiz nedeniyle durağan görünse de faizlerin düşmeye başladığı ilk dönemde en hızlı hareketlenen sektörlerden biri yine konut olabilir. Çünkü ertelenmiş ciddi bir talep birikmiş durumda.
PEKİ ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE HANGİ YATIRIM ARACI ÖNE ÇIKABİLİR?
Bunun cevabı biraz da ekonomi yönetiminin atacağı adımlara bağlı olacak. Eğer faizler kontrollü şekilde düşürülür ve piyasa yeniden canlandırılırsa, ilk hareketin gayrimenkul tarafında başlaması oldukça güçlü bir ihtimal. Özellikle arsa ve nitelikli konut yatırımları yeniden ön plana çıkabilir.
Ancak küresel risklerin arttığı bir senaryoda altın yine güvenli liman olarak öne çıkacaktır.
Bugünün ekonomik tablosuna baktığımızda piyasa zor bir süreçten geçiyor olabilir. Fakat ekonomide her daralma dönemi aynı zamanda bir sonraki büyüme döneminin hazırlığıdır. Önemli olan, korkunun yüksek olduğu dönemlerde doğru analiz yapabilmek ve uzun vadeli bakış açısını kaybetmemektir.
Çünkü piyasalar en karamsar günlerde sessizleşir ama büyük fırsatlar çoğu zaman tam da o sessizlikte doğar.

