Osmanlıyı yıkan “KAYITSIZ PARA”dır

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Herkes farklı bir noktadan bakarak, değişik sebepler bulabilir. Ancak, hepsinin temelindeki en büyük etken “PARA”dır.

Parayı elinde tutan ticareti elinde tutar. Ticareti elinde tutan ziraatı, sanayii, zanaatı ve üretimi elinde tutar.
Parayı elinde tutan; matbuatı, bürokratı, sadareti de elinde tutar.
Parayı elinde tutan; siyaseti, askeriyeyi, devleti elinde tutar.

Osmanlı’da böyle olmuştur.

İş önce Millet-i Sadıka ile başlamıştır. Hem millet-i sadıka hem de askerlikten muaf. Sonra İspanyol Engizisyonu’ndan kurtarılıp, Türkiye’de Selanik, İstanbul ve İzmir’e yerleştirilen Yahudiler. Ve tabii ki, devletin şefkatli kollarında besleyip, büyüttüğü ve semirttiği Rumlar.

Ülkedeki tüm zanaat, sanat, ticaret, sanayi bunlara teslim edilmiş. Onlar da çekirdekten yetiştirilip, kendi alanlarında kesintisiz aldıkları eğitimlerle sosyal hayata ve “PARA”ya hakim olmuşlar. Sonra şehre gelen bürokratı, askeri, memuru para ile kontrollerine almışlardır.

Halk bunların zulmü altında inim inim inlerken, payitahta durumu bildirecek bir tek memur, bir tek asker çıkmamıştır.

Atçalı Kel Mehmet hikayesi bunun en dramatik resmidir.

“Devleti temsil edenlerin zulmünü padişaha iletmek istiyorum” diye yola çıkan Atçalı Kel Mehmet; Kuyucak, Nazilli Kaymakamlıklarını ele geçirmiş, en son Aydın Valiliği’ni teslim almıştır. Kimsenin kılına dokunmayan efe, bir tek şey istemiştir: “beni padişahla görüştürün.”

“Görüştüreceğiz ama önce İstanbul’dan gelen paşayla bir görüşmelisin” diyerek kandırılan Atçalı, kurulan tuzakla şehid edilmiştir.

Kim vahşidir, kim masumdur, bu olay gösterir.
Olaydan İstanbul’un hiç haberi olmamıştır.

Hiç düşündünüz mü, efelik, zeybeklik neden Ege’de çıkmış ve güçlenmiştir?

Neden Konya’da, Aksaray’da, Kırşehir’de efelik yoktur da Batı Anadolu’da vardır?

Batı Anadolu; İzmir’den Denizli’ye, Uşağa, Muğla’ya ve Manisa’ya uzanan bir Rum Yahudi zulmü altındadır.

Halk bu zulme isyan etmiş, dağa çıkmıştır. Efelikte askere kurşun sıkmak yoktur. Efelikte, halkın parasına haksız yere çöken Rum-Yahudi tefecilerin malını alıp, halka dağıtmak vardır. Tabii bu kaostan yararlanan psikopat türler de arada çıkmıştır.

PARA dedik.
KAYITSIZ para dedik.

Ve şimdi bugünlere gelelim…
Yine Batı Anadolu sahilleri.
Para hareketinin en çok olduğu yerler.

Buralarda da mafyalar var, ticarete çökmüş. Kendilerinden başkasına yaşam hakkı vermeyen, arkalarını silahlı bir mafyaya dayamış olan, paraya para demeyen, bir eli yağda bir eli balda yaşayan, yatları katları sürüyle olan tipler.

Bunların bir elleri paranın membaı sahil kentlerinde, bir elleri bürokrasinin merkezi Ankara’da.

Son siyasal gelişmelere bir de bu açıdan bakın: Para ile açılan kapıları, para ile oluşturulan kuleleri… Para ile satılanlar ve satın alınanları…

Normal bir insanın ömür boyu çalışıp da elde edemeyeceği paraları bunlar sokaklara saçıp savuruyorlar. Neden?

Çünkü, çok kolay kazanıyorlar. Ne kadar kazandıklarını kendileri de bilmiyorlar, ne kadar harcadıklarını da.

Gelsin paralar, gitsin paralar.
Bakmayın vatan millet nutuklarına.
Ne milleti ne devleti düşünüyorlar.
Sadece milyon dolarlar getiren saltanatlarını düşünüyorlar.

Saray saray diye külliyeyi diline dolayanların hayatlarına bakın. Bakın da nice sarayları metreslerine hediye ettiklerini görün.

“Saltanatı kaldırdık” diye nutuk atanların ülkede ne kadar saltanat oluşturduklarını hepimiz görüyoruz.

Onların çay içtikleri yere bıraktıkları para, garibanın bir yıllık maaşından fazla.

Biz tüm saltanatları kaldırmadıkça felah bulamayız.

Ülkelerde iki güç savaşıyor: Paranın gücü, halkın gücü.

Siyonizm paranın gücüyle muktedir olma savaşı veriyor. Parasıyla herkesi satın alabileceğini düşünüyor. Karşısında halkın gücüyle direnen bir kesim var.

Kazara bunlar güçlenirse, siyonist para babaları bu gücü ya satın alıyor ya kontrol altına alıyor. Bunları yapamazsa, “Kayıp Trilyon” davaları gibi, “Fadime – Müslüm” tiyatroları gibi oyunlarla siyaset dışına itiyor. Bazılarını asıyor, bazılarını da siyaseten öldürüyor.

Ey vatandaş! Kendine gel. Bu oyunun tarafı olma. Bu tuzaklara aldanma.

Halkın ve hakkın gücüne güven ve sadece halktan, haktan, milletten yana olanlarla beraber ol.

Kendi içinden çıkan ve sonradan siyonist baronlarla uzlaşıp, yeni bir oligark olma arayışında olanları da iyi değerlendir. Kimsenin seni kandırmasına izin verme.

Öte yandan senin içinde fitne çıkarıp önderlerine, liderlerine karşı şüphe uyandıracak olanların tuzaklarına da kanma.

Elinde bir tek ölçü olsun: “Yapılan benim yararıma mı, zararıma mı?”
Yararına ise ona destek ver.
Zararına ise başka arayışlara yönel.

Asla katillerinle bir ve beraber olanlara iltifat etme.

Devlet yöneticilerine de bir çift sözüm var:
Lütfen KAYITLI EKONOMİYE geçin.

Kayıtlı ekonomiden kastımız, sokakta simit-çiklet satanlara vergi levhası zorunluluğu getirmek değil. Trilyonlarca geliri olup, hiçbir kaydı olmayanlar. Turizm tesislerine çökenler. Eğlence mekanlarına, gazinolara, barlara çökenler. Spor kulüplerine çökenler. Arsa spekülasyonculuğu yapıp arazilere çökenler. İhale mafyası oluşturanlar. Teşvik rantlarına çökenler… Bunları kayıt altına alın önce.

Devlet, hazineye girmesi gerekip de girmeyen para ile, hazineden çıkmaması gerekip de çıkan parayı kontrol altına alsa, bir Türkiye kadar daha kaynak yaratır.

Osmanlıyı yıkan “KAYITSIZ PARA”dır
0