MEHMET KAMIŞ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bir Küs Köyü Sakini: ‘UYUMSUZ’ (Bölüm 2)

Bir Küs Köyü Sakini: ‘UYUMSUZ’ (Bölüm 2)

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Her an, her yerden çıkarlar! Her şeyin içindedirler! Hiçbir şeye dahil olmazlar! Öyle ki; ‘uyumsuz’ diye yaftaladıkları insanların etini çiğnerler, ruhu çekilmiş gölgeler gibi gezerler… Bu bildiğin ‘UYUMSUZ’ yahu!..

***

Meşru ya da gayrimeşru…
Aydınlık ya da karanlık…
Her şeyle işi var, herkesle ilgili fikri var, üstelik her daim güler yüzlü… Sanırsınız ki tokat yese diğer yanağını dönecek…

Dikkatimizi celbeden bu yeni karakter de bizim o meşhur Karanlık Üçlü ile yaşayan karakterlerimizle aynıyla vaki!

Öyle güler yüzlüler ki sanırsınız çehresi şems-pâre,
Öyle samimiler ki sanırsınız derviş,
Öyle misafirperverler ki sanırsınız gönül ehli,
Öyle muhabbet açarlar ki sanırsınız sırra sırdaş, yola yoldaş!

Oysa güler yüzleri aydınlatmak için değil; samimiyetleri dost olmak, misafirperverlikleri gönüldaşlık, muhabbetleri ise sevgi için değil. Tüm dertleri haberdar olmak, ağızdan laf almak, açık kollamak, hasetlerini örtmek ve ‘UYUM’lu görünmek!..

Bilen örter hakkı hıkd ü hasedden,
Aşar bilmezlerin hod ta’nı hadden.
(Cümle insan bir babadan bir anadan oldular / Pes yine birbirine hıkd ü hased etmek neden?..) Aziz Mahmud Hüdâyî

İşte bu kadim haset duygusu, bugün de aynı yüzlerle karşımızda…

Kimseyi beğenmezler, herkes hakkında fikirleri var…

Dün büyükleri yaşındaki adamlara, bugün de bana hıkd ü hased besliyorlar…

Dedikoducu mu, laf taşıyan mı, gıybetçi mı, çalçene mi… ne desem bilemedim; biz bunlara şimdilik ‘kompulsif konuşma’ deyip geçelim…

Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur,
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur,
Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur,
Yâr olur, ağyâr olur, dildâr olur, serdâr olur.
(Şahım sen herkesi kendine sadık dost sanma / Sen herkesi dost sanma belki o düşmanın olur / Belki o kişi alemlerde sözü geçen olur / Dost olur düşman olur sözü geçen olur hükümdar olur.) Yavuz Sultan Selim Han

Sosyal bir maske olarak ‘uyum’ kavramını kullanan, ancak özünde art niyet ve haset taşıyan bu bazı ‘modern’ insanların tipolojilerinden bahsediyoruz ya; peki kim bunlar ve nerede yaşıyorlar? Bölgenin en büyük pazarı olan ‘Perşembe Pazarı’na çevre il ve ilçelerinden alışverişe gelenler gibi, elbette bunlar da bir yerlerden geliyor ve aramızda geziyorlar… Benim tahminime göre bunlar, o meşhur ‘KÜS KÖYÜ’nün sakinleri!…

Peki şimdi; modern toplumsal ilişkilerdeki o sahte nezaket ambalajına sarılmış samimiyetsizliği, iliklerinize kadar hissetmek ister misiniz? Anlatayım…

Yüze gülerler, 32 diş gösterirler, “merhaba canım!” derler ama emin olun; bu köydekilerin -bırakın bizim gibi ahlaki değerlerle yaşayanları- hiçbirinin kendi köylüsü ile dahi zerre kadar bağı yok.

Siz siz olun hemen kanmayın… Gülün, dişlerinizi gösterin, bir “merhaba” deyiverin, yeterli. Yoksa;

O merhaba ile başlayan cümle “gel bir çay içelim”e dönüşebilir,
            (her daveti bir yakınlaşma sanma; bazen o çay sizi haşlamak için demlenir)

O çayın yanına tost gelir, simit gelir sonra “cümleler” dökülebilir,
            (gazeteci ruhlu bu dostlara(!) özel hayatınızdan malzeme çıkarmayın)

O cümleler de yarın küs köyü kahvesinde “manşet” olabilir,
            (insanlık pazarına çıkarılırsın da “fevakîh misali” gram gram satılırsın)

O manşet de seni vezir edecek “güzel kelam” olmayabilir…
            (yarın rüzgar tersten esince ilk taşı atacak kişinin “gel bir çay içelim” diyen olduğunu göreceksin)

Sordum ustama; “İnsanda vefa var mıdır?” diye…
Dedi ki; “İnsanda vefa arama! İnsan sıcakta ağacın gölgesine sığınır; soğukta aynı ağacı keser de ısınır!”

Yanisi; fazla muhatap olmayın!..

Pazartesi ‘arkadaş’, Salı ‘candaş’, Çarşamba ‘sırdaş’, Perşembe ‘pazar yoldaşı’, Cuma ‘ahretlik’, Cumartesi ‘kanka’, Pazar ‘aile dostu’ olacağını… sanmayın sakın!

Sonra esnaf Ali Rıza gibi bağırır, eşi dostu uyandırmaya çalışır; “Ahmeeet! Bak düşme haaa…” dersiniz.

Bunlar menfaat devşirirler; planlarını ustalıkla uygularlar ama emin olun devir değişir, o yonttukları taş değişmez! “Karanlık Üçlü” ile yaşayan bu karakterlerin, filmin sonunda ya pragmatist olduklarını ve kendilerine rota çizdiklerini ya da oportünist olup rüzgâra göre eğildiklerini görürsünüz.

Gördüğünüz ne olursa olsun bilin ki bunlar, menfaatlerinden taviz ver-mez-ler!

(Kaleme aldığım tercet ile işaret ettiğim o üçlemenin ilk yazısı ‘BİR KÜS KÖYÜ SAKİNİ: KARANLIK ÜÇLÜ’de bu menfaatçi karakterleri pragmatizmle, pragmatist olmakla açıklamaya çalıştım ama yanılmışım, çünkü ortada öylesine büyük bir karakter erozyonu var ki… Mevzu; felsefe, psikoloji, edebiyat hatta en basitinden genel kültüre dair tüm bilgi, birikim, kavramları bir kara delik gibi birer birer yutuyor. Bir Aziz Nesin hikayesi vardı ya; “Du bakalım n’olecak?” Aynen öyle, bakalım n’olacak?)

Belki de her şeyi bir kenara bırakıp, Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’ye atfedilen o tevazu dolu satırlara sığınırlar!.. (Belli mi olur; belki onlarda da minimalist ve manevi bir bakış açısı tezahür eder…)

Yüzde ısrar etme doksan da olur,
İnsan dediğinde noksan da olur.
Sakın büyüklenme, elde neler var,
Bir ben varım deme, yoksan da olur.
Hatasız dost arayan, dosttan da olur.

Bu “Küs Köyü” sakinlerinden birini teşhis etmek istersen,

  • sürekli başkalarını överken gözlerinin içi gülmüyorsa,
  • herkesle arası “aşırı” iyiyse (bu gayritabiidir),
  • senin başarını duyduğunda suratında o milisaniyelik “donma” fark ediliyorsa;
    DİKKAT! ATTENTION! ACHTUNG! VNIMANIYE!

Noktayı; İstiklal Marşı için verilen ödülü kabul etmeyerek Darülmesai Vakfı’na bağışladığı için “İstiklal Marşı’nı Satmayan Adam” sıfatını da taşıyan Mehmet Akif Ersoy koysun…

Güvenme insanların samimiyetine,
Menfaatleri için gelirler vecde;
Vaat etmeseydi Allah cenneti,
Çoğu O’na bile etmezdi secde.

Kalın sağlıcakla; selamlar, saygılar…

Bir Küs Köyü Sakini: ‘UYUMSUZ’ (Bölüm 2)
0