Siyaset, en yalın tanımı ile demokratik platformlarda fikirlerin, vizyonların ve programların yarışıdır… ve böyle de olmalıdır.
Fakat böyle sunulsa da aslında çok daha pragmatik ve keskin bir gerçekliğe ev sahipliği yapar. Kamuoyunun sıklıkla “siyasi ayak oyunları” olarak adlandırdığı bu literatürde ise kulis faaliyetleri, algı yönetimi ve siyasi manevralar olarak kavramsallaştırılan bu olgu, maalesef güç merkezli siyasetin ayrılmaz bir parçasıdır.
Peki siyaset böyle mi yapılmalı?
Elbetteki cevap HAYIR!!! olmalı.
Unutmayalım!
Hepimizi bir arada tutan en temel bağ; ADALET duygusudur.
Bunu zedelememek gerekiyor.
Hepimiz biliyoruz ki; “siyaset, toplumu daha iyi bir yaşama taşıma sanatıdır, birilerini saf dışı bırakma mekanizması değil.”
Dilimizden düşürmediğimiz,
1- ADALET
2- LİYAKAT
3- VEFA
4- EMEĞE SAYGI
Eğer bunları siyaset yaşamımızın ilk 4 maddesi olarak uygulamıyorsak orada bırakın siyaseti,
YAŞAM durur…
“Kapalı kapılar ardında yapılan siyasi oyunlar, çirkin planlar sadece o günü kurtarır ve siyaseten büyük haksızlıklara yol açar ve bunun sonuçlarına herkes katlanır.
Siyaseten yapılan haksızlık, sadece bir kişinin makamını veya hakkını elinden almaz; o kişiye güvenen binlerce insanın iradesini de yok sayar.
Hak ettiğini alamamak, emeğin görmezden gelinmesi veya asılsız ithamlarla yolunun kesilmesi… Bunlar sadece şahsi meseleler değildir. Bir yerde haksızlık varsa, orada liyakat can çekişiyor, dürüstlük cezalandırılıyor, emek görmezden geliniyor ve vefasızlık yapılıyor demektir.”
Ancak unutulmamalıdır ki; haksızlık karşısında ses çıkarmamak, eğilmek de haksızlığı meşrulaştırmak ve yapılan yanlışlara da ortak olmak demektir.
Bizim siyaset anlayışımız, entrika ve ayak oyunlarıyla bir siyaset olmamalıdır… Siyasi rüzgarlar bugün aleyhimize esebilir, kapılar yüzümüze de kapatılabilir.
Fakat vicdanlardaki mahkeme hiçbir zaman kapanmaz. Ve gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.
Hiç kimse vazgeçilmez değildir.
Makamlar da gelip geçicidir ve siyaset mezarlığı da kendini vazgeçilmez görenlerle doludur.
“HAK”,
“HUKUK”,
“ADALET”,
“VEFA” ve
“LİYAKAT” kelimelerini ağzımızdan düşürmüyoruz.
Fakat uygulamadıktan sonra çok bir anlamı da yoktur.
Şunu çok iyi biliyoruz ki;
Geç gelen adalet ve pişmanlığın da çok bir anlamı yoktur.
Benim için güçlü ve onurlu bir şekilde dimdik ayakta olmak her şeyden daha önemlidir.
“Bu yapılan haksızlıklar aslında bir dayanıklılık testidir.”
Asıl amaç;
Kimsenin başını öne eğdirmemektir…
Unutulmamalıdır ki;
Haklı olmanın verdiği o vakur duruş, her türlü siyasi manevradan ve makamdan daha güçlü ve anlamlıdır.
“Mücadelem, bugüne kadar olduğu gibi adaletin sadece güçlüler için değil, herkes için eşit işlediği güne kadar sürecektir.”
Ancak unutulmamalıdır ki; haksızlık karşısında eğilmek, o haksızlığı meşrulaştırmaktır.
Ve ben bunu hiçbir zaman yapmadım ve sonuçları ne olursa olsun yapmayacağım…
Siyasette tek başına kalıcı bir başarı yakalamak neredeyse olanaksızdır.
Siyaset, doğası gereği bir kitle ve organizasyon işidir.
Bir liderin güçlü, uyumlu ve liyakatli bir ekibe sahip olması gerekir.
Bir lideri veya hareketi başarıya ulaştıran en temel unsur, doğruları söyleyen vizyoner bir ekiptir.
Siyasette ekip olmanın hayati önem taşımasının temel nedenleri şunlardır:
1. Ortak Akıl ve Doğru Karar Mekanizması.
2. İş Bölümü ve Operasyonel Güç.
3. Güven, Vefa duygusu ve vizyoner bir Destek anlayışı.
4. Devamlılık ve Kurumsallaşma.
5. Seni destekleyenlere Güven vermek.
Şunu unutmayalım…
“Emek en yüce değerdir.”
İyi ekip LİDERİ başarıdan başarıya sürükler, kötü bir ekip ise lideri yalnızlığa ve başarısızlığa sürükler…
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
- Mimar Sinan’ın yaşamı boyunca 375 eser verdiğini,
- Mozart’ın 36 yıllık ömrüne 626 eser sığdırdığını,
- II. Dünya Savaşı’nda yaklaşık 73 MİLYON insanın hayatını kaybettiğini,
- Osman Gazi’nin amcası Dündar’ı, I. Murat’ın ise isyan eden kardeşleri Halil ve İbrahim’i idam ettirdiğini,
- III. Murad’ın, tarih kaynaklarında 100 ile 130 arasında çocuğu olduğu belirtilmektedir.
- Sultan Abdülmecid’in (1839-1861) 40’tan fazla çocuğu olmuştur.
- Fatih Sultan Mehmet ölümünün ardından gizlice İstanbul’a gönderildi. Bir süre sonra iktidar savaşı başlayınca, ne yazık ki Fatih Sultan Mehmet’in naaşı 19 gün unutuldu. Bundan daha beteri; bedeni yıkandığında çürümeye başlamış olmasıydı.
- Kanuni Sultan Süleyman, 1566 yılında vefat etmeden önce son arzularından birini şu sözlerle dile getirmiştir: “Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki padişah olan Süleyman bile bu dünyadan eli boş gitmiştir.”

