DOĞAN KARABURUN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Çocuklarımızı başarıya mı, dayanıklılığa mı yetiştiriyoruz?

Çocuklarımızı başarıya mı, dayanıklılığa mı yetiştiriyoruz?

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Bugün çocuklar kaybetmeyi değil, beklemeyi bile öğrenemeden büyüyor.”

Bugün sizlerin karşısına, yıllardır içinde olduğum tenis kortlarından gelen bir gözlemle çıkmak istiyorum. Çünkü bazen bir tenis kortu, yalnızca spor yapılan bir alan değil; hayatın küçük bir provasıdır. Bir çocuğun kaybettikten sonraki yüz ifadesini, pes etmekle mücadele etmek arasında gidip gelen o birkaç saniyelik kararsızlığını, yeniden raketini sıkıca tutup oyuna dönme çabasını yıllardır yakından izliyorum.

Ve her geçen gün aynı soruyu kendime daha sık soruyorum:

“Biz çocuklarımızı gerçekten başarıya mı hazırlıyoruz, yoksa hayatın zorluklarına karşı dayanıklı bireyler olmaya mı?”

Çünkü bugün çocuklar çok hızlı bir dünyanın içinde büyüyor.

Her şey birkaç saniyede tüketiliyor.

Başarı anlık gösteriliyor.

Sabır ise neredeyse unutulmuş bir değer hâline geliyor.

Sosyal medya çocuklara sürekli aynı mesajı veriyor:
“Hemen başarılı ol.”
“Hemen kazan.”
“Hemen fark edil.”

Fakat ne hayat böyle işliyor ne de spor…

Bir antrenör olarak kortta en çok şunu görüyorum; çocuklar kaybetmekten çok, zorlanmaktan korkuyor.

Çünkü artık birçok çocuk mücadele etmeyi değil, sonucu yaşamayı istiyor. Oysa gerçek gelişim; tekrarın, sabrın ve zamanın içinde oluşur. Bugün birçok veli doğal olarak çocuğunun başarılı olmasını istiyor. Turnuva kazansın, kupa alsın, derece yapsın…

Elbette bunlar çok değerli hedefler.

Ancak bazen en önemli noktayı gözden kaçırıyoruz:

– Çocuğumuz gerçekten mücadele etmeyi öğreniyor mu?
– Bir maç kaybettiğinde yeniden ayağa kalkabiliyor mu?
– Hata yaptığında oyunun içinde kalabiliyor mu?
– Zorlandığında devam etmeyi başarabiliyor mu?

Çünkü hayatın içinde karşımıza çıkacak en büyük sınavlar tam olarak bunlar olacak.

Tenis bu anlamda çok özel bir spor. Çünkü tenis sadece rakibe karşı oynanan bir oyun değildir.

Sabırsızlığa karşıdır.
Pes etme isteğine karşıdır.
Öfkeye karşıdır.

Bazen insanın kendi zihnine karşı oynadığı en büyük mücadeledir.

Kortta çocuklar yalnızca forehand ya da servis öğrenmez.
Beklemeyi öğrenir,
Kontrol etmeyi öğrenir,
Kaybettikten sonra yeniden başlamayı öğrenir.

Belki de sporun çocuklara verdiği en büyük güç tam olarak budur.

Bugün çocuklarımızın çok başarılı olmasını istiyoruz. Ama bazen onlara dayanıklı olmayı öğretmeyi unutuyoruz. Oysa hayat; her zaman kazananların değil, düştüğünde yeniden ayağa kalkabilenlerin yolculuğudur.

Kortta öğrenilen en büyük derslerden biri şudur:
“Her sayıdan sonra yeniden hazır duruşa geçmek gerekir.”

Belki de çocuklarımızın hayatta en çok ihtiyaç duyacağı şey tam olarak budur. Hiç düşmemek değil… Düştükten sonra yeniden ayağa kalkabilmek.

Çocuklarımızı başarıya mı, dayanıklılığa mı yetiştiriyoruz?
0