AHMET KARAKAŞLI

Elveda derken…

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

17 Kasım 1980’de Kastamonu’da başladığım öğretmenlik hayatım, 2 Şubat 2026 itibarıyla Nazilli’de sona erdi. Aslında sona eren memuriyet hayatım; öğretmenlik kariyerim elbet ölene kadar devam edecek.

Her şeyin bir başı, bir sonu vardır. Doğduk, öleceğiz. Öğrenciliğe başladık ve bitirdik.

Memuriyete başladım ve mezun oldum. Emeklilik hayatına başlıyorum.

Herkes için sıradan bir olay tabi ama benim için çok özel bir durum. Burada ‘özne’ benim.

Elli yıl önce tek başıma kapısından girdiğim okulumdan, tek başıma çıkıp gideceğim.

Tıpkı dünya hayatından ukba hayatına geçiş gibi.

VUSLATIN SON DÖNEMECİ yani.

Şimdi sorsalar, “öğretmen olmaktan memnun musun” diye; hiç tereddütsüz “evet” derim.

Her mesleğin zorlukları ve kolaylıkları vardır. Öğretmenlerin de birçok sorunu vardır elbet.

Ama öğretmenlik, BİLGELİKTİR.

Öğretmek ve eğitmek çok onur verici, gurur verici bir zanaat.

Öğretmen, insanlık mimarıdır. İlmik ilmik gönüllere, dimağlara işlenen bir oyanın ustasıdır öğretmen.

Toplumdaki her karakterden ilk sorumlu olan öğretmendir.

Bundan dolayı öğretmen olmaktan onur ve gurur duyuyorum.

Kırk beş yıllık öğretmenlik hayatımda mutlu olduğum birçok olay yaşadım.

Üzüldüğüm birçok olay da oldu.

Başardıklarımın yanı sıra, başaramadığım işler de oldu.

Eminim ki, benden sonra gelen öğretmenler benden çok daha başarılı olacaklar. Yeniden Büyük Türkiye’nin kuruluşunu sağlayacak nesiller yetiştireceklerdir.

Bu ilk sorulan soru: “Emeklilikte ne yapacaksın?”

Allah sağlık ve sıhhat verdiği müddetçe, duygu ve düşüncelerimi uygun zeminlerde ifade etmeye devam edeceğim.

Hiçbir “gelir getirici” iş yapmayacağım.

Ücretsiz akıl (tecrübe-yorum) satacağım.

Sevdiklerime, sevenlerime saygılarımla arz ediyorum.

ÇİVİ VE ZEYTİNYAĞI YASAĞI!

Yıl 1970’ler.

Rahmetli babaannem Denizli’nin Kale ilçesinde, biz Nazilli’deyiz. Her ziyaretimizden sonra ne istersin dediğimizde “çivi getiriver” derdi.

Ben bunu anlayamazdım. Her gidişimizde bir paket kadar çivi götürürdük.

O sanki altın getirmişiz gibi sevinirdi.

Yine sorardık, yine çivi isterdi. “Ebecim, sen bu kadar çiviyi ne yapıyorsun” derdik, bir şey demez, acı acı gülümserdi.

Sebebini çoook sonra öğrendim. Kalede 1950’li yıllara kadar çivi bulundurmak, almak satmak yasakmış. Bu yasağın sebebini ise hala anlamış değilim.

Bir bunu, bir de zeytinyağı yasağını.

Babam bakkaliye işi yapıyormuş. Bodrum ve Milas’a gidip geliyor. Zeytinyağı nakliyesi yasak.

Kale’de zeytinyağı yok ama ihtiyaç. Zeytinyağını gizli gizli, azar azar Kale’ye getirirlermiş.

Ne güzel günlermiş o günler!

Elveda derken…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin