ABD, İsrail ve İran arasında çıkan ve Ortadoğu’yu etkisi altına alan savaş hakkında birçok değerlendirme yapılabilir. Ancak ben işin o tarafına girmeyeceğim. Bu savaşın küresel piyasalara nasıl bir etkisi olabileceğine birlikte bakalım.
Özellikle İran ile ilgili gelişmelerin Hürmüz Boğazı’nın güvensiz hale gelmesi, enerji piyasalarını bir anda dünyanın merkezine yerleştirdi.
Çünkü küresel petrol ticaretinin yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu geçişin aksaması ya da risk altına girmesi, petrol fiyatlarında sert dalgalanmalar yaratabilecek en kritik faktörlerden biri.
Savaş başladığında Brent petrol fiyatı yaklaşık 80 dolar civarındaydı. Yılın ikinci çeyreği için beklentiler ise 70 dolar seviyelerine gerilemesi yönündeydi. Aslında özellikle yılın ikinci yarısı için hem dünya hem de Türkiye piyasaları adına daha olumlu bir beklenti hakimdi.
Fakat yaşanan bu savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatların durması, bütün senaryoyu adeta altüst etti.
Tarihsel olarak baktığımızda savaş ve jeopolitik krizlerin petrol fiyatlarını hızla yukarı taşıdığı birçok örnek var.
1973 Arap-İsrail savaşında uygulanan petrol ambargosu sonrası fiyatlar yaklaşık dört kat artmıştı.
1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgali sırasında petrol kısa sürede iki katına yakın yükseldi.
2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte Brent petrol 130 dolar seviyesine kadar çıktı.
Bugün yaşanan gerilimde de benzer bir süreç hâkim. Hürmüz Boğazı’nda risk arttıkça petrol sevkiyatı azalıyor ve Brent petrol yukarı yönlü tepki veriyor.
Türkiye açısından petrol fiyatlarındaki artışın etkisi çok daha belirgin hissedilebilir. Çünkü Türkiye enerji konusunda dışa bağımlı bir ülke. Türkiye’nin günlük petrol tüketimi yaklaşık 950 bin varil civarında gerçekleşirken, yerli üretim bunun oldukça sınırlı bir kısmını karşılayabiliyor. 2025 yılı itibarıyla günlük üretim yaklaşık 130 bin varil seviyesinde bulunuyor. Bu da Türkiye’nin petrol ihtiyacının büyük bölümünü ithalat yoluyla karşıladığı anlamına geliyor.
Petrol tüketiminin önemli bir bölümü ise ulaşım ve sanayi sektörlerinde kullanılıyor. Özellikle ulaştırma, lojistik, havacılık, petrokimya ve plastik üretimi, petrol fiyatlarına en duyarlı sektörler arasında yer alıyor. Petrol fiyatlarındaki artış bu sektörlerde maliyetleri hızla yukarı çekerken, zincirleme bir etkiyle üretim maliyetlerinin ve dolayısıyla enflasyonun yükselmesine neden oluyor.
Enflasyon beklentileri arttığında ise yatırımcılar geleneksel olarak güvenli limanlara yönelir. ‘Altın’ ve ‘Gümüş’te son dönemde görülen ralli de olarak bu nedenle gerçekleşiyor.
Ancak petrol fiyatlarının yükselmesi yalnızca güvenli liman talebini artırmakla kalmaz, aynı zamanda piyasada yeni bir enflasyon dalgası oluşabileceği endişesini de beraberinde getirir. Bu durum altın ve gümüş fiyatlarında zaman zaman sert dalgalanmaların yaşanmasına neden olur.
Altın tarih boyunca savaş ve kriz dönemlerinin en önemli korunma araçlarından biri olmuştur. Merkez bankalarının altın alımlarını artırması ve yatırımcıların portföylerini güvenli limanlara kaydırması fiyatları yukarı taşıdı.
Gümüş ise biraz daha farklı bir dinamiğe sahip. Hem değerli metal hem de sanayi metali olması nedeniyle kriz dönemlerinde altınla birlikte yükselirken ekonomik beklentilerden de etkilenir. Bu nedenle volatilitesi altına göre genellikle daha yüksektir.
Peki böyle dönemlerde yatırımcı ne yapmalı?
Savaş ve enerji krizlerinin yaşandığı dönemlerde finansal piyasalarda üç temel eğilim ortaya çıkar: güvenli limanlara yönelim, enerji fiyatlarında yükseliş ve riskli varlıklardan kaçış.
Bu nedenle altın ve gümüş kısa vadede öne çıkan enstrümanlar oluyor.
Ancak tarihsel altın verilerine baktığımızda bu tarz sert yükselişlerin ardından, savaş veya krizle ilgili gerginlik azalmaya başladığında yatırımcıların hızla pozisyon değiştirdiğini görürüz. Bu hızlı değişime ayak uyduramayan ve yüksek maliyetle altın alan yatırımcılar ise süreci doğru yönetemezlerse uzun süre pozisyonlarında beklemek zorunda kalabilir.
Altın güvenli liman olarak bilinir. Ancak çoğu zaman kriz ve savaş dönemlerinde yükselen bu liman, gerginlik azaldığında yatırımcı için uzun süreli bir bekleme alanına da dönüşebilir.
Orta ve uzun vadeli yatırım perspektifinde ise gayrimenkul ve özellikle arsa yatırımı farklı bir yerde durur. Enflasyonun yükseldiği dönemlerde fiziki varlıklar değer koruma açısından önemli avantaj sağlar.
Özellikle gelişmekte olan bölgelerdeki gayrimenkul ve arsalar hem enflasyona karşı koruma sağlar hem de uzun vadede ciddi bir değer artışı potansiyeli sunabilir.
Dolayısıyla yatırımcı için tek bir doğru yoktur.
Kısa vadede altın ve gümüş güvenli liman rolü oynarken, orta ve uzun vadede doğru seçilmiş gayrimenkul ve arsa yatırımları enflasyona karşı güçlü bir kalkan olabilir.

