NİHAT YILMAZ

“Eller yukarı; ben yapay zeka!”

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yapay zeka ve algoritmalar hayatımıza çok kısa bir süre önce girdi. Bugün geldiğimiz noktada, farkına bile varmadan hayatımızın merkezine oturdu. Yazıyoruz, çiziyoruz, hesaplıyoruz, karar alıyoruz; hatta düşünmeyi bile ona devrediyoruz.

Artık sadece bireyler değil, neredeyse bütün kurumlar yapay zeka ve algoritmalarla çalışıyor. Kamu, özel sektör, bankalar, sigorta şirketleri, medya… Hepsi daha hızlı, daha ucuz ve daha verimli olmak için aynı yola girmiş durumda. Kağıt üzerinde bu bir başarı hikayesi gibi görünüyor. Ancak özellikle özel sektörün baskın olduğu kapitalist ülkelerde bu dönüşümün çok net bir sonucu var: işten çıkarmalar. Verimlilik artarken, insan emeği hızla gözden düşüyor. Ve bu süreç, sessiz sedasız bir işsizler ordusu yaratıyor.

Kabul edelim, yapay zeka büyük bir kolaylık. Zaman kazandırıyor, maliyetleri düşürüyor, işleri hızlandırıyor. Eskiden günler süren bir işi bugün birkaç saat içinde bitirebiliyoruz. Ama kimse şu soruyu sormuyor: “Bu kadar kısa sürede, bu kadar büyük bir teslimiyetin bedeli ne olacak?”

Asıl sorun yapay zekanın varlığı değil. Sorun, insanın düşünmeyi bırakması. Öğrenmiyoruz, sadece kullanıyoruz. Zihnimizi yormadan, sorgulamadan, hazır bilgiyi alıp tüketiyoruz. Beş-on günde emek vererek üreteceğimiz bir işi, bir-iki saatte halletmek işimize geliyor. Ama bu hız, aynı zamanda zihinsel bir tembelliği de beraberinde getiriyor.

Belki çoğumuz bunun farkında değiliz ama bu alışkanlık uzun vadede ciddi bir risk barındırıyor. İnsan beyni kullanılmadıkça körelen bir organ. Sürekli hazır bilgiyle beslenen bir zihin, üretmeyi unutabilir. Alzheimer gibi hastalıkların yalnızca yaşla değil, yaşam biçimiyle de ilişkili olduğu artık biliniyor.

İşin bir de gençler cephesi var. Birçok meslek hızla cazibesini kaybediyor, bazıları ise tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu durum gençlerde ciddi bir panik yaratıyor. “Okuduğum bölümün birkaç yıl sonra bir karşılığı olacak mı?” sorusu artık bireysel bir kaygı değil, toplumda belirsizliğe dönüşmüş durumda. Üstelik gençler üniversiteleri gerçekten hakkıyla mı okuyor, yoksa yine algoritmaların sunduğu hazır bilgileri kopyalayıp yapıştırarak mı mezun oluyorlar? Eğer eğitim sistemi de bu kolaycılığa teslim olursa diplomanın da bir değeri kalır mı bilemiyorum.

Tehlike sadece işsizlik ya da zihinsel körelme de değil. Fütursuzca algoritmalara yüklenen bu devasa veri yığınlarının ileride nasıl bir tehdit oluşturabileceğine dair kimsenin net bir fikri yok. Kimin elinde, ne amaçla kullanılacağı belirsiz.

Daha da ürkütücü olan ise gerçeklik algısının hızla kaybolması. Video ve fotoğraflar yapay zeka ile kolayca manipüle edilebiliyor. Yanlış ya da kasıtlı olarak üretilmiş bir bilgi, sosyal medya aracılığıyla saniyeler içinde milyonlara ulaşıyor. Toplumlar birbirine düşman edilebiliyor, kitleler çok kolay yönlendirilebiliyor. Gerçek mi, kurgu mu?

Çok acayip bir döneme giriyoruz; “insanlığın teknolojiyle değil, kendi iradesiyle imtihan edildiği bir döneme…”

Düşünmeyi, karar almayı ve sorumluluğu tamamen algoritmalara devretmek. Bu gidişat geri dönüşü olmayan bir sürecin başlangıcı mı? Aslında cevabı hepimiz biliyoruz… “Çünkü teslimiyet alışkanlığa, alışkanlık kadere dönüşür.”

Bu film böyle devam ederse, korkularımızı konuşmayacağız; onları yaşayacağız.

“Eller yukarı; ben yapay zeka!”

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin