Merhaba dostlar…
Altı şubat iki bin yirmi üç. Anımsadınız mı o alacakaranlığı? Mahşerin üçüncü yılındayız şimdi. Hatırlıyor muyuz o günleri, yoksa yine unuttuk mu? Balık hafızam sanki bir şeyler hatırlıyor gibi hafiften. Unutmuş olabilir miyim ben de acaba? Geçen üç yılda bir şeyler değişmiştir umarım. Meselâ ihmalkârlık, vicdansızlık, kötü zihniyet, rant, hırsızlık son bulmuştur. Gözyaşları ne yazık ki akmaya devam ediyor, acılar ve yaralar kapanamadı henüz. Travma ve sefalet sürüyor hâlâ…
Meselâ depremzedeler henüz göçük altında sağken ve kurtarılmayı beklerken, Diyanet Kurumu’nun bunların selalarını okuttuğunu hatırlıyorum. Giden yardımların cemaatlerce ve kirli kişilerce yağmalandığını hatırlıyorum. Kızılay’ın parayla çadır sattığını hatırlıyorum. Feryat figan insanlar öldükten sonra ancak askerlerin üç gün bekleyip kışladan çıktıklarını hatırlıyorum. Binlerce insanın yan yana dizilip kefensiz ve selasız, iş makinaları ile açılan çukurlara gömüldüğünü hatırlıyorum. Eşkıyaların ziynet eşyası için ellerinde palalarla gece dolaştığını hatırlıyorum.
Aşağıdaki okuyacağınız şiiri 6 Şubat 2023 gecesi, göçüklerde kalan insanların acılarını iliklerimde hissederken yazmıştım. O an elimden başka bir şey gelemedi. Sadece kefen gönderebildim deprem bölgesine. Eşimle beraber kermes yapıp şehrimize gelen depremzede çocuklara bir nebze dokunabildik sadece. Ama görevi olduğu halde, bir şeyler yapması gerekenlerin de yeterince çalışmadığını hatırlıyorum. Elbette yapılan iyi şeyler de var bu süreçte. Maalesef yetersiz ve yapılması gereken daha çok iş var. Artık daha çok gayret gösterelim. Uykuda olanlar uyansın artık…
DUYUN FERYADIMIZI
Buz kesmekte karanlık gece,
Soğuk betonun ucunda elimiz.
Ensemizde ucuz ölümün nefesi,
Bilmem sağ çıkar mıyız geceden?
Okunmuş çoktan selamız,
Toplu mezarlara gömülecek.
Solgun cesetleriz boynu bükük,
Muhtemelen yastasınız şimdi.
Kimimiz bir bir zaten öldük,
Kimimizin soğumakta bedeni.
Sıcak çaylarınızı yudumlarken,
Üşümekte misiniz bizim gibi?
Aşağıdaki yazı ise 6 Şubat 2023 Depremi’nde yitip giden, çoğu kimliği belirlenemeden topluca kefensiz gömülen veya kimliği belirlenip toprağa verilen ya da bir mezar dahi nasip olmadan çöp olmuş binlerce cana adanmıştır…
KİMSESİZLER MEZARLIĞI
Dünya umarsızca dönmekte yine. Görmeyen gözlerimle, atmayan kalbimle, ruhsuz bir hissiyatla ve nasır tutmuş vicdanımla baş başayım. Görebildiğim sadece önümde uzayıp giden koskocaman bir boşluk…
Boynu bükük yetim bekleyen, kırılmış bir fidan gibi ayakta duramayan ve eğilip bükülmüş mezar taşları… Öylesine numara verilmiş, iyiden iyiye solgun tahtalar… Dört yanımı sarmışlar ve uzayıp gitmekteler sonsuzluğa dek…
Islık çalan bir rüzgârın eşliğinde sessiz bir ezgiyi duyar gibiyim. Binlerce yüreğin bir anda susarak kara toprağa yan yana uzandığı… İşte o kimsesizler mezarlığında, korkunç bir hüzün kaplar içimi. Kalbim şiddetle çarpar yerinden fırlarcasına.
Gözlerimden bir anda yaşlar süzülür ve ağlarım yanarcasına. Ağzıma kadar gelen cümleler boğazımda düğümlenir söyleyemem. Uzaklardan kulağıma fısıldanan hüzünlü ezgi, ruhumun derinliklerinde gizlenen bir fırtınanın habercisi gibidir. Dudaklarımdan dökülebilen bir Fatiha’dır onlar için yalnızca…
Ses Veremiyorsan Bir Yere VUR!
Saygı ve sevgiyle kalın dostlarım…

