HALDUN AKÇAKAYA

SAVUNMA SANAYİİ: Bir mühendislik başarısı değil, bir bağımsızlık destanı!

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Son dönemde bölgemizdeki coğrafya tam anlamıyla bir ateş çemberinden geçiyor. Sınırlarımızın hemen ötesinde yükselen dumanlar; haritaların yeniden çizilme çabaları ve komşu ülkelerin maruz kaldığı kaos, bize o kadim ve acı gerçeği bir kez daha hatırlatıyor… Bir ülkeyi yıkan sadece dışarıdaki düşman değil; o düşmana kapıyı içeriden açan gaflet ve hıyanettir.

İran örneğinde gördüğümüz tablo, hepimiz için ibretliktir. Kendi içindeki sızıntıları, “truva atlarını” ve iş birlikçilerini temizleyemeyen hiçbir yapı; elinde dünyanın en modern silahları olsa dahi tam bir zafer kazanamaz. Türkiye için de durum farksızdır. İçimizdeki kökü dışarıda yapıları temizlemeden, milli bünyeyi bu parazitlerden arındırmadan gerçek bir “Milli Güvenlikten” söz etmek mümkün değildir.

Bazıları hâlâ sığ bir bakış açısıyla, o meşhur ve talihsiz soruyu sormaya devam ediyor: “Füze mi yiyeceğiz, SİHA mı yiyeceğiz?” Bu soruya verilecek cevap nettir: “Mesele sadece karın doyurmak değil; karnımızı doyurduğumuz sofranın namusunu ve o sofranın kurulduğu vatan toprağını korumaktır.” Coğrafyamızdaki yangın kapımıza dayanmasın, vatan evladının şerefine zeval gelmesin diye Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde atılan adımlar, sadece birer mühendislik başarısı olarak görülemez.

Gökyüzünde süzülen her İHA, denizlerde dalgaları yaran her MİL-GEM; aslında bağımsızlığımızın mührüdür.

Bu yerli ve milli atılımlar bizim için şunları ifade etmektedir:

Tam Bağımsızlık: Batı’nın veya Doğu’nun “ambargo” tehditlerine boyun eğmemek, icazet almadan operasyon yapabilmektir.

Caydırıcılık: Düşmanın iştahını daha sınırın öte tarafında kesmek, “Türkiye’ye dokunmanın bedeli ağırdır” dedirtmektir.

İç Güvenlik: Dış destekli terör odaklarının operasyon kabiliyetini sıfıra indirmek, hainin saklandığı ine milli imkanlarla girmektir.

Şayet bizler zamanında; “Aman füze testi yapmayın, balıklar ürküyor” diyen o zihniyete kulak kabartsaydık, bugün ne Karabağ’da destan yazabilirdik ne de Mavi Vatan’da hakkımızı savunabilirdik. Biz o “ürkenlerin” aslında balıklar değil, Türkiye’nin güçlenmesinden korkan dış odaklar ve onların içimizdeki borazanları olduğunu çok iyi biliyoruz.

Sonuç olarak;

“Tam Bağımsız Türkiye”nin yolu, güçlü bir savunma sanayiinden geçer. Ancak bu çelikten gövdelerin arkasında, yine çelik gibi bir milli irade durmalıdır. Bizler hem yerli teknolojimizle sınırlarımızı koruyacak hem de içerideki fitne odaklarına karşı dik duracağız.

Unutulmasın ki; vatan, üzerinde “hesap” yapılan bir toprak parçası değil; bedeli kanla ödenmiş “kutsal” bir emanettir. Ve bu emaneti korumak için ne füzemizden vazgeçeceğiz ne de içimizdeki hainlere geçit vereceğiz.

SAVUNMA SANAYİİ: Bir mühendislik başarısı değil, bir bağımsızlık destanı!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin