DOĞAN KARABURUN

Yetenek mi, emek mi?

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Spor sahalarında velilerden en sık duyduğum sorulardan biri şudur: “Hocam, bizim çocukta yetenek var mı?”

Bu soru çok doğal bir sorudur. Her anne baba çocuğunun başarılı olmasını ister. Fakat bazen farkında olmadan yetenek kavramını o kadar büyütürüz ki sporun çocuklara kazandırdığı çok daha değerli özellikleri ikinci plana atarız.

Oysa spor yalnızca yetenek işi değildir.

Hatta çoğu zaman sabır, disiplin, mücadele ve süreklilik, yeteneğin önüne geçer.

Bir vuruşu öğrenmek için yüzlerce tekrar gerekir.
Bir hareketi doğru yapabilmek için defalarca denemek gerekir.
Bir maçı kazanabilmek için bazen birçok kez kaybetmek gerekir.

Ama sporun güzelliği de tam burada başlar.

Çünkü spor sahasında öğrenilen sabır, mücadele ve disiplin, yalnızca spor için değil hayatın her alanı için güçlü bir hazırlıktır.

Bugün kortta mücadele etmeyi öğrenen bir çocuk, yarın hangi mesleği seçerse seçsin aynı azmi kullanacaktır. Çünkü hedefe giden yolda harcanan emek, hayatın her alanında karşımıza çıkan evrensel bir gerçektir.

Spor aslında sadece spor değildir.
Hayatın küçük ama güçlü bir provasıdır.

Antrenmandan çıkan bir çocuğa çoğu zaman şu sorular sorulur:

“Bugün iyi oynadın mı?”
“Maçı kazandın mı?”

Burada küçük ama önemli bir ayrıntı vardır.
“İyi oynadın mı?” sorusu çoğu çocuk için oldukça soyut bir kavramdır ve çoğu zaman şu anlama gelir: “Kazandıysan iyi oynadın, kaybettiysen kötü oynadın.”

Böyle bir bakış açısı oluştuğunda spor yalnızca sonuç üzerinden değerlendirilmeye başlanır. Oysa sporun gerçek gelişim alanı burada değildir.

Sporun asıl değeri sporcunun kendi performansını geliştirmesi ve kendini yenebilmesidir.

Bir sporcu için bazen en büyük başarı şunlar olabilir:

· Dün yapamadığı bir hareketi bugün yapabilmek
· Daha önce zorlandığı bir vuruşu geliştirmek
· Daha uzun süre mücadele edebilmek
· Bir hata yaptıktan sonra tekrar odaklanabilmek

Bunların her biri sporcunun kendi sınırlarını biraz daha ileri taşımasıdır.

Ve bu başarı herkes için ulaşılabilir bir başarıdır.

Antrenmandan dönen bir çocuğa anne veya babanın şu sorularla yaklaşması çok daha sağlıklı bir iletişim kurar:

· Bugün antrenmanda ne öğrendin?
· Seni en çok zorlayan şey neydi?
· Hocan sana hangi konuda çalışmanı söyledi?
· En çok hangi kısmı eğlenceliydi?

Bu sorular çocuğa kendisini anlatma fırsatı verir.
Anne baba çocuğunu gerçekten dinlediğinde aralarındaki iletişim de güçlenir.

Çocuk konuşurken göz teması kurmak, sözünü kesmeden dinlemek ve sabırla anlattıklarını takip etmek çocuk için çok değerlidir.

Unutmamak gerekir ki çocuklar sadece konuşarak değil,
dinlendiklerini hissederek de büyürler.

Ancak burada önemli bir dengeyi de unutmamak gerekir.

Çocuğu dinlemek, onun her istediğini yapmak anlamına gelmez.

Bazen çocuk o gün antrenmana gitmek istemeyebilir. Bazen yorulduğunu söyleyebilir. Bazen küçük bahaneler üretebilir.

İşte bu noktada velinin görevi sadece dinlemek değil, aynı zamanda doğru rehberliği yapmaktır.

Çünkü spor yolculuğu her zaman kolay değildir.

Sabır, süreklilik ve disiplin gerektirir.

Velinin yaklaşımı şu dengeyi kurabilmelidir: “Çocuğu dinlemek çocuğun onu yönetmesine izin vermek değildir; onu anlamaya çalışarak birlikte doğru yolda yürütmektir.”

Bu yaklaşım çocuklara hem anlaşıldıklarını hissettirir hem de sorumluluk duygusu kazandırır.

Spor sadece sahaya gelip biraz hareket etmek değildir.

Spor aynı zamanda bir disiplin kültürüdür.

Bir sporcunun gelişiminde küçük gibi görünen birçok davranış aslında karakter gelişiminin temelini oluşturur.

Örneğin;

· Spor eşyalarını düzenli hazırlamak
· Antrenmana zamanında gelmek
· Antrenmanı basit bahanelerle aksatmamak
· Çalışmayı alışkanlık haline getirmek

Bunların hepsi sporun öğrettiği önemli disiplinlerdir.

Bu alışkanlıklar yalnızca spor sahasında kalmaz.

Hayatın ilerleyen dönemlerinde okulda, iş hayatında ve insan ilişkilerinde de kendini gösterir.

Bir çocuğun spor yolculuğunda üç önemli unsur vardır:

Sporcu – Antrenör – Veli

Bu üçlü uyum içinde çalıştığında gelişim çok daha sağlıklı ilerler.

Velinin görevi çoğu zaman:

· Çocuğun sporu sevmesini desteklemek
· Sürece sabır göstermek
· Antrenöre güvenmek
· Çocuğunu başkalarıyla kıyaslamamaktır.

Antrenör ise çocuğun gelişim yolculuğunu planlayan kişidir.

Bir çocuğun yeteneğini birkaç antrenmanda anlamak mümkün değildir.

Gelişim zaman ister, sabır ister, emek ister.

Ama sabırla yürütülen bir süreçte çocuk yalnızca iyi bir sporcu değil, aynı zamanda karakter sahibi bir birey olarak yetişir.

*   *   *

Belki de velilerin antrenörlere sorması gereken en doğru soru şudur:

“Çocuğum spor sayesinde nasıl bir insan oluyor?”

Çünkü sporun gerçek değeri yalnızca kazanılan kupalarda değil,
hayata kazandırdığı karakterde saklıdır.

Nazilli’den hayata bakınca görüyorum ki spor sahaları, çocuklarımızın hayata hazırlanırken attıkları en sağlam adımlardan biridir.

“Spor sahalarında büyüyen çocukların en büyük ihtiyacı alkıştan önce anlayan, kazanmaktan önce gelişimi önemseyen velilerdir.”

“Spor yalnızca bedeni değil, zihni antrene eder; karakteri inşa eder.”

• Çocuğunuzu gerçekten dinleyin.
Göz teması kurarak ve sabırla dinlemek çocuk için çok kıymetlidir.

• Kıyaslamadan uzak durun.
Her sporcu kendi gelişim yolculuğunu yaşar.

• Disiplin alışkanlıklarını destekleyin.
Antrenmana zamanında gelmek ve süreklilik gelişimin temelidir.

• Spordan keyif almasını önemseyin.
Spor sevgisi oluştuğunda gelişim zaten kendiliğinden gelir.

Sporla, sağlıkla kalın…

Yetenek mi, emek mi?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin