İstanbul’daki son öğretmen cinayetiyle bir kez daha gündeme gelen öğretmene şiddet ve öğretmenin can güvenliği konusu derinlemesine irdelenmeli, gerekli kanuni düzenlemeler yapılıp, etkin tedbirler alınmalıdır.
Birçok şehirden; öğretmene yapılan saldırılar, yaralama ve ölümler, mobbinge varan baskılarla ilgili haberler alıyoruz. Bu ne zamana kadar böyle devam edecek? Mevzuat ve makamlar ile veliler ve öğrenci taşkınlığı arasında sıkışıp kalan öğretmenden nasıl başarılı bir eğitim elde edeceğinizi sanıyorsunuz?
Sorun sadece eğitim kurumlarında öğretmene veya öğrenciye zorbalık değildir. Sorun; geniş manada eğitim sorunudur. Eğitimin en önemli unsuru öğretmendir. Öğretmen; donanımlı, özgüvenli, cesur, dirayetli olmak zorundadır. Bunun için de kurumsal olarak öğretmen desteklenmeli, güçlendirilmeli, etkin hale getirilmelidir.
Öğretmen hem üst makamlarca hem de velilerce yalnız bırakılmamalı ve desteklenmelidir. Sınıfa giren öğretmen dünyalara hâkim, her şeye gücü yeten, kimseden çekinmeyen bir edaya sahip olmalıdır. Ancak böyle olursa öğrenci üzerinde etkili olabilir. Müdüründen çekinen, velisi karşısında suskun kalan bir öğretmen öğrenci üzerinde etkili olamaz.
Bugün öğretmenin yaşadığı yalnızlık, sahipsizlik, eziklik, çaresizlik sonucu öğrenci şımarmış, veli sorumsuzlaşmış ve sonuçta da eğitimde bu zorbalıklar ortaya çıkmıştır.
Veli gelir, öğretmene fırça atmaya çalışır.
Öğrenci derste öğretmeni takmamaya çalışır.
Müdür gelir, öğretmeni sorgulamaya çalışır.
Müfettiş gelir, öğretmenin açığını bulmaya çalışır.
Bu öğretmenin böylesi bir cenderede nasıl iyi bir eğitim verebileceğini hiç düşünen var mı? Her şeye rağmen bugün eğitimde iyi işler çıkartılabiliyorsa bu öğretmenin özverisiyle, risk almasıyladır.
* * *
Öğretmenin öğrenci seçme hakkı yoktur. Okula gelen ve kendisine verilen öğrenciye eğitim vermek zorundadır. Bunu yaparken de eli kolu birçok mevzuatla bağlıdır. Düşünün; sınıfınızda terbiyeli, istekli, gayretli öğrencilerin yanında birkaç psikopat öğrenci de var. O sınıfta öğretmen nasıl bir yol izleyecek? Evet, öğretmen her seviyedeki öğrenciye faydalı olmaya çalışacaktır ama ekşi ile tatlı aynı tencerede kaynatılırsa nasıl bir ürün ortaya çıkar?
Öğretmene öğrencilerini algılama, beceri ve psikoloji seviyelerine göre sınıflandırma hakkı verilmelidir. Bir psikopat öğrenci yirmi öğrencinin eğitim hakkını engelleyememelidir. Siz bunları aynı sınıfa, aynı okula koyarsanız; sonunda öğretmenler bıçaklanır, kurşunlanır, zorbalığa maruz kalır.
* * *
Öğretmen üst makamların da ilgisinden mahrumdur. Okullara gelen müfettişler bir elinde kılıç, diğer elinde sopa, okul bahçesinde ve bina koridorlarında koşuşturmaktadır adeta.
Okul idareleri de padişahın kapıkulu askerleri gibi üstlerine saygılı ve yumuşak, altlarına sert ve merhametsiz davranmaktadır. Kanunun verdiği hakların bir kısmını “lütfen” kullandırmakta ve bundan dolayı da kendisine minnet duyulmasını beklemekte ve istemektedirler.
İl ve ilçe milli eğitimlerden okullara gelen ‘hangi amir bir öğretmenle oturup çay içmiştir’ merak ediyorum. Okullar, okul müdüründen mi ibarettir? O okulda çalışan öğretmenlerle de konuşulması, onların dertlerinin ve sorunlarının dinlenilmesi gerekmez mi?
Kaç öğretmende ilçe müdürünün, il müdürünün telefonu vardır? Neden verilmez?
Kaç öğretmen ilçe müdürüne, il müdürüne telefon açıp, “Müdürüm, ben şöyle şöyle bir sorun yaşıyorum. Bana yardımcı olabilir misiniz?” diyebilmektedir.
Müdürlerle öğretmenler arasında aşılması zor duvarlar vardır… Okul müdürüne bir insan boyu, ilçe müdürüne iki-üç insan boyu, il müdürüne ise on insan boyu yükseklikte duvarlar.
Bu duvarlar yıkılmak zorundadır.
Bir öğretmen neden okul müdüründen, ilçe müdüründen, il müdüründen, hatta genel müdüründen çekinir?
Bu makamlar kişisel kaprisleri tatmin için mi vardır?
Bir öğretmen neden müfettişlerden korkar, çekinir, konuşamaz?
Müfettiş ki, en üstteki bakanı temsilen en alttaki öğretmenin ayağına gelmiş bir rehber değil midir? Bakan her okula gelemez, her öğretmenle konuşamaz. Onun adına müfettişlerini gönderir. En alttaki ahval ve şeraiti öğrenir. Hal böyleyken; hangi müfettiş kaç öğretmenle samimi bir şekilde konuşmuş, dertlerini dinlemiş, bir bardak çay içebilmiştir?
Arazide olan öğretmendir. Öğrenciyle baş başa kalan öğretmendir. Veliyle konuşan öğretmendir.
Eğer öğretmenin yaşadıklarını samimi bir ortamda doğru olarak tespit edemezseniz, siz sorunları çözemezsiniz.
* * *
Öğretmenden kaynaklanan sorunlar da olabilir. Ama bu sizin öğretmeninizdir. Öğretmen sizin eliniz, ayağınız, diliniz, kulağınızdır. Elinizdeki bu malzemeyi en iyi şekilde değerlendirmek sizin maharetinize kalmıştır. Öğretmeni döverek hizaya sokup, hizmet ettiremezsiniz. Öğretmeni dinleyerek, anlayarak, tanıyarak; onun en iyi, en verimli çalışacağı ortamı, alanı oluşturmak sizin görevinizdir. Siz idareciler trafik otomatı değilsiniz. Gardiyan hiç değilsiniz. Siz öğretmenin paydaşı, dostu, çalışma arkadaşısınız. Öğretmenle kavga edemezsiniz. Öğretmeni sopalayamaz, rencide edemezsiniz. Bilakis öğretmenin özgüvenini artırmalı, ona duyduğunuz sevgi ve güveni hissettirmelisiniz. Buna rağmen zaafı olanları da kadife bir eldivenle daha verimli olacağı alanlara kaydırabilirsiniz. Tabii ki bu tür durumlar rutin olamaz, istisna olur.
* * *
İntihar eden öğretmenler var. Psikolojik baskılara dayanamayıp kalp krizi geçirerek ölen öğretmenler, okul müdürleri var. Öğrencilerince, velilerce, teröristlerce öldürülen öğretmenler var. Biz bunları daha ne zamana kadar yaşamak zorunda kalacağız? Acilen tedbirler alınmalı, kanuni düzenlemelerle caydırıcı cezalar getirilmelidir.
* * *
Okul güvenlikleri artırılmalıdır. Okul güvenliği, kapıya bir güvenlikçi dikmekle bitmez. Giriş kapılarına bir polis koymakla yetmez. Bu konuda ciddi çalışmalar yapılmalı; sorunlu, psikopat ruhlu öğrenciler tespit edilip, eğitim alanlarının dışına çıkarılmalıdır. İstanbul’da ölen öğretmen, daha bir sene önce yaşanan başka bir saldırganlıktan sonra, “Okulda can güvenliğimiz yok, öğrenciyi bıçaklayanlar yarın biz öğretmenleri de bıçaklayabilirler. Gerekli tedbirler alınmalı, can güvenliğimiz sağlanmalıdır” demiş. Ve dediği gibi bir sene sonra bir psikopat öğrenci tarafından bıçaklanarak öldürülmüştür.
Bu olay sadece 18 yaş altı bir çocuğun suça sürüklenmesi değildir. Kim sürüklediyse onu cezalandırın. Böylesi bir olaydan sonra velisinin, “ama öğretmen de benim çocuğuma yan bakmışmış” dediğine şahit oldum. Utanmıyor. Babasından büyük öğretmenine öldüresiye saldırmış, babası da çocuğunun haklı olduğunu pişkin pişkin söyleyebiliyor.
* * *
Bize koca koca laflar etmeyin! Bu olayı şova dönüştürücü eylemler yapmayın. Olayı sendikal ve politik istismar konusu yapmayın, yaptırmayın. Bize elle tutulur, gözle görülür tedbirler aldığınızı gösterin. Kanuni düzenlemeler yapın. Caydırıcı cezalar getirin. Öğretmene her anlamda güvenli ve huzurlu bir eğitim ortamı hazırlayın.
Eğitimin ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Eğittiğimiz öğrenciler bugünün çocuğu ama yarının büyüğü, anası, babası, ustası, amiri, memuru.
Baskı altındaki öğretmenden, yarınlarımızı emanet edeceğimiz bu çocukları nasıl mükemmel yetiştirmesini isteyebileceksiniz?
Yetkili ve etkili herkesin sorumluluğunun bilinciyle hareket etmeleri gerekir.
• Meclis, bu suça sürüklenen çocuklara verilecek cezalar konusunu acilen çözmelidir. Öğretmenini bıçaklayabilecek güçteki bir kişi nasıl çocuk olarak düşünülebilir.
Bir suçun cezası belli olmalıdır. Eğer bu suçu işleyen çocuksa, bu ceza aile ve çocuk arasında paylaştırılmalıdır. Çocuktan sorumlu olan aile, çocuğun işlediği suçtan da sorumlu olmalıdır. Eğer bu sorumluluğu alamıyorsa, çocuğuna gerçekten mukayyet olamıyorsa, o zaman bunu devlete devretmelidir.
• Psikopat ruhlu öğrencilertespit edildiği anda öğretmenin teklifi, ilçe eğitim kurulunun kararıyla derhal örgün eğitim kurumundan çıkarılmalı, özel bir eğitim alanına alınmalıdır.
Bu konuda öğretmenle veli asla muhatap edilmemelidir. Öğretmen psikopat bir öğrenciyle derse girmeye zorlanmamalıdır.
• Öğretmen kendisini baskı altında hissetmemelidir. Okul idaresi, ilçe, il yönetimi, müfettişlerce sahip çıkılmalı, özgüveni yükseltilmeli. Bir vali yetkisindeki kişi, “Öğretmen idarecisinin sözünün üstüne söz söyleyemez. Ne derse evet demek zorundadır. Hiçbir şeye itiraz edemez. Yoksa öğretmenliğini tamamlayamaz (atılır)” diyebiliyorsa, orada öğretmen eğitim yapamaz. Bu otoriter idarecilikle, özgür bireyler yetiştirilemez.
• Öğrenciler beceri (kabiliyet), ilgi (alaka), eğilim (istidat) ve imkanlarına göre uygun eğitim kademelerine yönlendirilmelidir. Öğrenci ilgi duymadığı bir alanda başarılı olamaz. Başarılı olmayan öğrenci de bulunduğu sınıfta insicamı bozar.
• Veli, öğretmeni hizmetkarı olarak görmemelidir. Evladını geleceğe taşıyan bir mürşit olarak görmelidir. Oturduğu binayı yapan mimar karşısında ‘daha iyi yapsın’ diye eğilip bükülen insanlar, en değerli varlıkları olan çocuklarını yetiştirmesi için emanet ettikleri öğretmene tepeden bakmamalı, saygılı olmalıdır.
• Öğretmen de, kendisine emanet edilen çocuğu en iyi şekilde yetiştirmelidir. Kendi çocuğuna yapmadığı, yapılmasını istemediği bir davranışı öğrencilerine yapmamalıdır. Bugün önünde duran, gözünün içine hayran hayran bakan bu çocuğun ileride geleceği makamları ve konumları düşünerek ona göre davranmalıdır. Geleceğimizin nasıl olmasını istiyorsak, öğrencilerimizi de ona göre yetiştirmeliyiz.

