Saadet Partisi Milletvekili Kaya, Nazilli’de partililerle buluştu

Saadet Partisi (SP) Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Bülent Kaya, hem Aydın İl Toplantısı’na katılmak hem de çeşitli temaslarda bulunmak üzere Nazilli’ye geldi. İlçe binasında partililerle buluşan Kaya; dünya gündeminin ilk sırasında yer alan ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Ortadoğu’daki savaş ve Türkiye’nin dış politikasına yönelik açıklamalarda bulundu.

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Saadet Partisi (SP) Aydın İl Toplantısı’na katılmak üzere Nazilli’ye gelen Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Bülent Kaya, ilk olarak ilçe binasında partililerle buluştu. Kaya’nın ilçe ziyaretinde; İl Başkanı Hilmi Özkan, Bozdoğan İlçe Başkanı Talha Kayaoğulları, Nazilli İlçe Başkanı Burhan Sağat ile ilçe yönetimi ve kadın kolları üyeleri hazır bulundu.

Dünya gündeminin ilk sırasında yer alan ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan Ortadoğu’daki savaş ve Türkiye’nin dış politikasına yönelik açıklamalarda bulunan Milletvekili Kaya, şunları söyledi…

SP Grup Başkan Vekili ve İstanbul Milletvekili Bülent Kaya, SP Aydın İl Başkanı Hilmi Özkan

“ABD-İSRAİL’İN ULUSLARARASI HUKUKA AYKIRI SALDIRILARINI DOĞRU BULMUYORUZ”

İç siyasette insanlarımızın ağır sorunları olmakla beraber, 28 Şubat’tan bu yana Amerika ve İsrail barbarlığında maalesef uluslararası hukuka ve değerlere aykırı, insanlık değerlerini bir kenara iterek yapılmış olan vahşi saldırıların neredeyse bir ayını doldurmak üzereyiz. Bizim Saadet Partisi olarak buradaki net duruşumuz.

Birkaç konunun üzerinden ele almak gerekirse öncelikle Amerika ve İsrail’in uluslararası hukuku içe sayan, sadece güçlü oldukları için sadece kendilerini haklı gören ve uluslararası hukuku içe sayan bu saldırılarını asla ve asla doğru bulmadığımızı dolayısıyla Amerika ve İsrail’in yapmış olduğu bu saldırıları normal göremeyeceğimizi ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu net bir şekilde vurguluyoruz.

“DEVLETİMİZİN ÖNCELİKLİ HEDEFİ; TÜRKİYE’Yİ BU SAVAŞIN DIŞINDA TUTMAK OLMALI”

İkinci önemli noktamız da Türkiye her ne sebeple olursa olsun bu çatışmanın, bu savaşın dışında kalıp aktif bir arabuluculuk rolü üstlenmelidir. Yani Türkiye’nin bu savaşın dışında tutulması iktidarın, devletimizin öncelikli dış politik hedefi ve amacı olması gerekir diye düşünüyoruz.

Tabii bunu yaparken hem İran’a hem de Amerika’ya dengeli mesajlar vermesi lazım. Ama zaman zaman görüyoruz ki iktidar özellikle Amerika’yla geliştirmiş olduğu stratejik ilişkiler sebebiyle sanki saldıranın Amerika olmadığı gibi hareket ederek sadece tek taraflı olarak İran’a bazı tavsiyelerde bulunduğuna şahit oluruz. Ya da savaşı başlatanın sadece İsrail olduğu gibi bir yarım algıyla meselelere yaklaştığını görüyoruz.

Oysa biz biliyoruz ki her ne kadar İsrail evet bu savaşın tetikleyicisi olsa da Amerika ve İsrail’in özellikle Büyük Ortadoğu projesi kapsamında Ortadoğu’yu dizayn etme planlarının birbirinden farklı olmadığını düşünüyoruz. Dolayısıyla bu savaş İsrail’in değil maalesef İsrail ve Amerika’nın birlikte harekete geçirdikleri bir savaştır. Bu hususta da sadece İsrail’i değil, Amerika’yı da telin etmek gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla bu barış ve arabuluculuk görüşmelerinde tek taraflı bir yaklaşımdan ziyade hem Amerika’ya hem de İran’a yapmaları gerekenleri tavsiye eden arabulucu rolü üstlenen bir Türkiye olmasının gerektiğini düşünüyoruz.

“BİR ARAYA GELEN 12 ÜLKENİN DIŞİŞLERİ BAKANININ HAZIRLADIĞI SONUÇ BİLDİRGESİ TÜRKİYE KAMUOYUNU HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTI”

Bir diğer önemli husus da Türkiye’nin Amerika’dan bağımsız bir şekilde bölge ülkeleriyle bir diplomasi yürütüp sadece bu bölge ülkelerinin stratejik hedeflerini, menfaatlerini gözeten bir diplomasi yürütmesi lazım. Yani Amerika’nın bu bölgedeki çıkarlarına hizmet eden değil, tam tersine bu bölgedeki ülkelerin Amerika ve İsrail olmaksızın çıkarı neyi gerektiriyorsa onu gerektirecek bir dış politika hamlesiyle diğer ülkeleri toplaması gerekiyor. Bu yönüyle Suudi Arabistan’da 12 ülkenin Dışişleri Bakanları’nın toplanmasını doğru bulmakla beraber, sonuç bildirgesinin ise Türkiye kamuoyunu hayal kırıklığına uğrattığını söylemeden geçemeyeceğiz. Çünkü o açıklamada sanki Amerika ve İsrail hiç saldırı yapmamış gibi İran’ın Körfez ülkelerine ve bölge ülkelerine olan saldırılarını tehir etme ve durdurmaya dair bir mesaj var.

Elbette biz İran’ın, İsrail’in ve Amerika’nın tahriklerine kapılarak bölge ülkelerine dönük yapmış olduğu saldırıları doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyoruz. Ama bu saldırılar da durduk yerde olmuyor. Bölge ülkelerinin de net bir şekilde özellikle Suudi Arabistan’da toplanan bakanlar keşke bildiride; “biz bugün buraya gelen 12 ülkenin dışişleri bakanı olarak kendi ülkelerimizin hava veya kara sahalarını hiçbir şekilde İsrail ve Amerika tarafından İran’a yapılacak saldırılarda asla kullandırmayacağımızı, Amerika ve İsrail’in bize rağmen hava sahalarımızı kullanmasının da egemenlik haklarımıza aykırı olduğunu da teyit ediyoruz” şeklinde bir vurguları olmuş olsaydı o zaman İran’a, bölge ülkelerine herhangi bir saldırı yapmayın çağrısı daha anlamlı ve daha sağlıklı bir sonuç üretebilirdi. Ama görebiliyoruz ki Amerika ve İsrail elini kolunu sallaya sallaya bölge ülkelerinin hava sahalarını kullanabiliyor. Bu hava sahalarından İran’ı, onun altyapısını, insanlarını hedef alan saldırılar yapabiliyor. Her ne kadar bölge ülkeleri belki kendi içlerinden bu saldırılardan kendi hava sahalarının kullanılmasından rahatsız olsalar bile bunu bir uluslararası hukuk meselesi haline getirmemelerinin kabul edilebilir bir durum olmadığını düşünüyoruz.

“BU BÖLGEDE İSLAM BİRLİĞİ, ÇATIŞMASIZLIK VE DAYANIŞMA İÇİN MEZHEBİ KONULARI BİR KENARA BIRAKIN”

Bir diğer önemli tehlike bu coğrafyanın fay hatları var. Bu coğrafyanın en önemli fay hatlarından bir tanesi de Sünni-Şii çatışması. Siz eğer bu bölgede bir İslam birliği, bu bölgede bir uluslararası çatışmasızlık, bir uluslararası dayanışma kurmak istiyorsanız yapmanız gereken tek şey; bin senedir İslam dünyasının tartıştığı fıkhi konuları, mezhebi konuları bir kenara bırakarak devlet meselelerinde değil, onların ilim dünyasında, insanların inanç dünyasında kendilerinin değerlendirdiği meseleler olarak görmek. Dolayısıyla mezhebi ihtilafların devletlerin silah gücüyle ya da devletlerin kurmuş olduğu devlet gücüyle çözülebilecek meseleler olmadığını, bunun tamamıyla inanç dünyasında bu konunun uzmanı olan kişilerin mezhepleri birbirine yaklaştıracak ya da bu konulardaki farklı anlayışları da mazur görecek bir yaklaşım içerisinde olmaları gerektiğini düşünüyoruz. Oradan da özellikle Türkiye’de pompalanmak istenen yani Şii mezhebi üzerinden İran karşıtlığının da hem ülkemiz hem de İran’ın ve bölgemiz için de doğru olmadığını düşünüyoruz.

“İSRAİL, SAVAŞ ORTAMINI FIRSAT BİLİP SURİYE, GAZZE, LÜBNAN’DA YENİ SALDIRILAR YAPIYOR”

Bir diğer önemli husus tabii savaşlar başladığı zaman nerede ve ne zaman duracağına artık tarafların karar verme ihtimali de ortadan kalkar. İsrail’in özellikle bu çatışma ve savaş ortamını fırsat bilip Suriye, Lübnan ve Gazze’de yeni saldırılar yaptığını üzülerek görüyoruz.

Dolayısıyla İsrail’in bu savaşı bir fırsata dönüştürüp Lübnan’da, Suriye’de, Gazze’de işgalini biraz daha artırıcı adımlar atmaktan da imtina etmesi gerektiğini ve buna dair de ülkemizin çok ciddi önlemler alması gerektiğini düşünüyoruz.

“İKTİDAR, EKONOMİK MALİYETLERİN MİLLETİN SIRTINA YÜKLENMEMESİ İÇİN GEREKEN TEDBİRLERİ ALMALI”

Tabii bu savaşın ülkemizin içine dönük de yansımaları var. Özellikle bölgenin bir enerji koridorlarının sıkıntıya girmiş olmasından dolayı başta enerji maliyetleri olmak üzere; lojistik imkanların azalması, tedarik zincirlerinin sıkıntıya girecek olmasından dolayı bunun hem bölge hem de Türkiye ekonomimize ciddi yansımalarının olacağı bekleniyor. Özellikle enerji maliyetlerindeki artışların Türkiye’deki, Aydın’daki ve Nazilli’deki (turizm ve sanayi bölgesi olduğu kadar, bir de tarım kenti) özellikle tarımın girdi maliyetlerini arttırma hususunda çok ciddi etkileri var. Ve tarımın girdiği maliyetlerin artmasının da ülkemizde hele hele son 5-6 yıldır gıda enflasyonundan dolayı insanların gıdaya ulaşma hususundaki engellerin de arttığı bir dönemde, bunun hem enerji fiyatlarını hem de dolaylı olarak da başta gıda olmak üzere diğer temel ürünlerdeki enflasyon artışına yol açmasını beklemek lazım.

Tabii iktidarın bunu bir normal seyirci olmaktan öte başta tarım olmak üzere belli sektörlere destek çıkan, onları sübvanse eden bir kısım adımlar atarak bu oluşabilecek ekonomik maliyetlerin olabildiğince milletimizin sırtına yüklenmemesine dair gerekli tedbirleri alması lazım.

“ÖTV-KDV İNDİRİMİ GİBİ DESTEKLER GELMESİ LAZIM”

İşte petrol fiyatlarıyla ilgili bir eşel mobil sistemi gündeme geldi ama bu maalesef sadece 2-3 hafta içerisinde tükenen bir tedbirdi. Adeta kürekle, kovayla sel sularını boşaltmaya benziyor; iktidarın bu almış olduğu eşel mobil sistemi önlemi… Onun ötesinde ÖTV indirimi, KDV indirimi gibi mutlaka desteklerin gelmesi gerekiyor. Ayrıca özellikle çiftçilerimiz için başta mazot ve gübre olmak üzere tarımın girdi maliyetlerinde de destekleme gerekiyor. Bu yapılanlar bütçeye kısa vadede bir yük olarak görünse bile, uzun vadede dediğim gibi başta gıda enflasyonu olmak üzere enflasyonu koruyarak, 86 milyon vatandaşımızın bu ekonomik krizden daha az etkilenmesine sebep olacağını düşünüyoruz.

Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Milletvekili Kaya, son olarak partililerle görüş alışverişinde bulundu.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Saadet Partisi Milletvekili Kaya, Nazilli’de partililerle buluştu

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bizi Takip Edin